Septuaginta

Nehemya 4

17 ayet

Türkçe

1Ve Sanaballat, Tobiya, Araplar ve Ammonlular, Yeruşalim surlarındaki yaraların kapanmaya başladığını ve gediklerin tıkanmaya yüz tuttuğunu duyunca, bu durum onlara son derece kötü göründü.

2Hepsi birden Yeruşalim üzerine yürümek, orada savaş düzeni almak ve şehri tamamen ortadan kaldırmak amacıyla bir araya toplandılar.

3Biz ise Tanrımız'a dua ettik ve onların yaratacağı tehlike yüzünden, gece gündüz onlara karşı koymak üzere ön nöbetçiler yerleştirdik.

4Yahuda halkı ise şöyle dedi: "Düşmanların gücü tamamen ezildi, kaldırılacak toprak yığını ise çok fazla; bu yüzden bizler suru inşa etmeye muktedir olamayacağız."

5Bizi sıkıştıran düşmanlarımız ise şöyle dediler: "Biz onların ortasına ansızın dalıp onları öldürene ve bu işi tamamen durdurana dek hiçbir şey fark edemeyecekler ve göremeyecekler."

6Onların yakınında ikamet eden Yahudiler gelip bize defalarca, "Her taraftan üzerimize doğru yükseliyorlar" dediklerinde durum bu şekilde gelişti.

7Bunun üzerine surun arkasındaki en alçak ve korunaklı gölgelik yerlere adamlar yerleştirdim; halkı klanlarına göre büyük savaş kılıçları, mızrakları ve yaylarıyla düzene soktum.

8Durumu inceleyip ayağa kalktım; soylulara, askeri önderlere ve halkın geri kalanına şöyle dedim: "Onların varlığından korkmayın; ulu ve heybetli Tanrımız'ı hatırlayın ve kardeşleriniz, oğullarınız, kızlarınız, karılarınız ve evleriniz için savaş düzeni alın."

9Düşmanlarımız planlarının bize malum olduğunu ve Tanrı'nın onların tüm tasarılarını boşa çıkardığını duyduklarında, hepimiz surdaki görevimize, her birimiz kendi işinin başına geri döndük.

10O günden itibaren, seferber edilmiş olanların yarısı işi yürütüyor, diğer yarısı ise mızrakları, büyük kalkanları, yayları ve zırhları kuşanarak nöbet tutuyordu; önderler de tüm Yahuda evinin arkasında duruyordu.

11Surda inşaat yapanlar ve yük taşıyanlar askeri teçhizat içindeydi; her biri bir eliyle işini yapıyor, diğer eliyle de fırlatılmaya hazır mızrağını sıkıca kavrıyordu.

12İnşaatçıların her biri büyük savaş kılıcı beline bağlanmış olarak inşa ediyor ve boynuz boruyu çalan kişi de hemen onun yanında duruyordu.

13Soylulara, yöneticilere ve halkın geri kalanına şöyle dedim: "İş çok geniş ve kapsamlıdır; bizler ise surun üzerinde birbirimizden oldukça uzakta ve dağınık durumdayız.

14Boynuz borunun sesini nerede duyarsanız, hemen orada çevremizde toplanın; Tanrımız bizim için savaşacaktır."

15Böylece biz işi sürdürdük; adamlarımızın yarısı ise tan yerinin ağarmasından yıldızlar belirene dek mızraklarını ellerinde tutuyordu.

16O sırada halka da şöyle talimat verdim: "Herkes kendi yardımcısıyla birlikte Yeruşalim'in içinde gecelesin; öyle ki, gece bizim için bir ön nöbet zamanı, gündüz ise iş zamanı olsun."

17Ne ben ne de arkamdaki muhafız birliğinin adamları oradan ayrıldık ve hiçbirimiz üzerimizdeki elbiseleri asla çıkarmıyorduk.

Grekçe

1ΚΑΙ ἐγένετο ὡς ἤκουσε Σαναβαλλὰτ καὶ Τωβία καὶ οἱ ῎Αραβες καὶ οἱ ᾿Αμμανῖται ὅτι ἀνέβη φυὴ τοῖς τείχεσιν ῾Ιερουσαλήμ, ὅτι ἤρξαντο αἱ διασφαγαὶ ἀναφράσσεσθαι, καὶ πονηρὸν αὐτοῖς ἐφάνη σφόδρα·

2καὶ συνήχθησαν πάντες ἐπὶ τὸ αὐτὸ ἐλθεῖν παρατάξασθαι ἐν ῾Ιερουσαλὴμ καὶ ποιῆσαι αὐτὴν ἀφανῆ.

3καὶ προσηυξάμεθα πρὸς τὸν Θεὸν ἡμῶν καὶ ἐστήσαμεν προφύλακας ἐπαὐτοὺς ἡμέρας καὶ νυκτὸς ἀπὸ προσώπου αὐτῶν.

4καὶ εἶπεν ᾿Ιούδας· συνετρίβη ἰσχὺς τῶν ἐχθρῶν, καὶ χοῦς πολύς, καὶ ἡμεῖς οὐ δυνησόμεθα οἰκοδομεῖν ἐν τῷ τείχει.

5καὶ εἶπαν οἱ θλίβοντες ἡμᾶς· οὐ γνώσονται καὶ οὐκ ὄψονται ἕως ὅτου ἔλθωμεν εἰς μέσον αὐτῶν καὶ φονεύσωμεν αὐτοὺς καὶ καταπαύσωμεν τὸ ἔργον.

6καὶ ἐγένετο ὡς ἤλθοσαν οἱ ᾿Ιουδαῖοι οἱ οἰκοῦντες ἐχόμενα αὐτῶν καὶ εἴποσαν ἡμῖν· ἀναβαίνουσιν ἐκ πάντων τῶν τόπων ἐφἡμᾶς.

7καὶ ἔστησα εἰς τὰ κατώτατα τοῦ τόπου κατόπισθεν τοῦ τείχους ἐν τοῖς σκεπεινοῖς καὶ ἔστησα τὸν λαὸν κατὰ δήμους μετὰ ῥομφαιῶν αὐτῶν, λόγχας αὐτῶν καὶ τόξα αὐτῶν.

8καὶ εἶδον καὶ ἀνέστην καὶ εἶπα πρὸς τοὺς ἐντίμους καὶ πρὸς τοὺς στρατηγοὺς καὶ πρὸς τοὺς καταλοίπους τοῦ λαοῦ· μὴ φοβηθῆτε ἀπὸ προσώπου αὐτῶν· μνήσθητε τοῦ Θεοῦ ἡμῶν τοῦ μεγάλου καὶ φοβεροῦ καὶ παρατάξασθε περὶ τῶν ἀδελφῶν ὑμῶν, υἱῶν ὑμῶν, θυγατέρων ὑμῶν, γυναικῶν ὑμῶν καὶ οἴκων ὑμῶν.

9καὶ ἐγένετο ἡνίκα ἥκουσαν οἱ ἐχθροὶ ἡμῶν ὅτι ἐγνώσθη ἡμῖν καὶ διεσκέδασεν Θεὸς τὴν βουλὴν αὐτῶν, καὶ ἐπεστρέψαμεν πάντες ἡμεῖς εἰς τὸ τεῖχος, ἀνὴρ εἰς τὸ ἔργον αὐτοῦ.

10καὶ ἐγένετο ἀπὸ τῆς ἡμέρας ἐκείνης ἥμισυ τῶν ἐκτετιναγμένων ἐποίουν τὸ ἔργον καὶ ἥμισυ αὐτῶν ἀντείχοντο, καὶ λόγχαι καὶ θυρεοὶ καὶ τόξα καὶ θώρακες καὶ οἱ ἄρχοντες ὀπίσω παντὸς οἴκου ᾿Ιούδα

11τῶν οἰκοδομούντων ἐν τῷ τείχει, καὶ οἱ αἴροντες ἐν τοῖς ἀρτῆρσιν ἐν ὅπλοις· ἐν μιᾷ χειρὶ ἐποίει αὐτοῦ τὸ ἔργον καὶ ἐν μιᾷ ἐκράτει τὴν βολίδα.

12καὶ οἱ οἰκοδόμοι ἀνὴρ ρομφαίαν αὐτοῦ ἐζωσμένος ἐπὶ τὴν ὀσφὺν αὐτοῦ καὶ ᾠκοδομοῦσαν καὶ σαλπίζων ἐν τῇ κερατίνῃ ἐχόμενα αὐτοῦ.

13καὶ εἶπα πρὸς τοὺς ἐντίμους καὶ πρὸς τοὺς ἄρχοντας καὶ πρὸς τοὺς καταλοίπους τοῦ λαοῦ· τὸ ἔργον πλατὺ καὶ πολύ, καὶ ἡμεῖς σκορπιζόμεθα ἐπὶ τοῦ τείχους μακρὰν ἀνὴρ ἀπὸ τοῦ ἀδελφοῦ αὐτοῦ.

14ἐν τόπῳ, οὗ ἐὰν ἀκούσητε τὴν φωνὴν τῆς κερατίνης, ἐκεῖ συναχθήσεσθε πρὸς ἡμᾶς, καὶ Θεὸς ἡμῶν πολεμήσει περὶ ἡμῶν.

15καὶ ἡμεῖς ποιοῦντες τὸ ἔργον, καὶ ἥμισυ αὐτῶν κρατοῦντες τὰς λόγχας ἀπὸ ἀναβάσεως τοῦ ὄρθρου ἕως ἐξόδου τῶν ἄστρων.

16καὶ ἐν τῷ καιρῷ ἐκείνῳ εἶπα τῷ λαῷ· ἕκαστος μετὰ τοῦ νεανίσκου αὐτοῦ αὐλίσθητε ἐν μέσῳ ῾Ιερουσαλήμ, καὶ ἔστω ὑμῖν νὺξ προφυλακὴ καὶ ἡμέρα ἔργον.

17καὶ ἤμην ἐγὼ καὶ οἱ ἄνδρες τῆς προφυλακῆς ὀπίσω μου, καὶ οὐκ ἦν ἐξ ἡμῶν ἐκδιδυσκόμενος ἀνὴρ τά ἱμάτια αὐτοῦ.

English

1But it came to pass, when Sanaballat and Tobia, and the Arabians, and the Ammanites, heard that the building of the walls of Jerusalem was advancing, [and] that the breaches began to be stopped, that it appeared very grievous to them.

2And all of them assembled together, to come to fight against Jerusalem, and to destroy it utterly.

3So we prayed to our God and set watchmen against them day and night, because of them.

4And Juda said, The strength of the enemies is broken, yet [there is] much rubbish, and we shall not be able to build the wall.

5And they that afflicted us said, They shall not know, and they shall not see, until we come into the midst of them, and slay them, and cause the work to cease.

6And it came to pass, when the Jews who lived near them came, that they said to us, They are coming up against us from every quarter.

7So I set [men] in the lowest part of the place behind the wall in the lurking-places, I even set the people according to their families, with their swords, their spears, and their bows.

8And I looked, and arose, and said to the nobles, and to the captains, and to the rest of the people, Be not afraid of them: remember our great and terrible God, and fight for your brethren, your sons, your daughters, your wives, and your houses.

9And it came to pass, when our enemies heard that it was made known to us, and God had frustrated their counsel, that we all returned to the wall, [every] man to his work.

10And it came to pass from that day [that] half of them that had been driven forth, wrought the work, and half of them kept guard; and [there were] spears, and shields, and bows, and breast-plates, and rulers behind the whole house of Juda,

11even of them that were building the wall:-- and those who carried the burdens [were] under arms: [each] with one hand wrought his work, and with the other held his dart.

12And the builders [wrought] each man having his sword girt upon his loins, and so they built: and the trumpeter with his trumpet next to him.

13And I said to the nobles, and to the rulers, and to the rest of the people, The work [is] great and abundant, and we are dispersed upon the wall, each at a great distance from his brother.

14In whatsoever place ye shall hear the sound of the cornet, thither gather yourselves together to us; and our God shall fight for us.

15So we [continued] labouring at the work: and half of them held the spears from the rising of the morning until the stars appeared.

16And at that time I said to the people, Lodge ye every man with his servant in the midst of Jerusalem, and let the night be a watch-time to you, and the day a work-time.

17And I was [there], and the watchmen behind me, and there was not a man of us that put off his garments.

Açıklamalar

  1. Ayet 1

    Grekçe metindeki "phye" (iyileşme/yara kapanması) kelimesi, surların onarımını tıbbi bir restorasyon metaforuyla sunarak Helenistik dönem tıp dilinin kutsal metin çevirisine etkisini gösterir.

  2. Ayet 7

    Grekçe metindeki "kata demous" (klanlara/demuslara göre) ifadesi, Atina demokrasisindeki idari birim olan "demos" kavramını kullanarak İbrani kabile yapısını Grek dünyasına uyarlar.

  3. Ayet 10

    Grekçe metindeki "ektetinagmenon" (sarsılmış/seferber edilmiş olanlar) kelimesi, Masoretik metindeki "ne'arim" (gençler/hizmetkarlar) kelimesinden farklı olarak askeri bir seferberliği ve sarsıntıyı vurgular.

  4. Ayet 12

    Grekçe metindeki "keratine" (boynuz boru) ifadesi, antik Grek askeri sinyalizasyon araçlarına ve İbrani şofarına kültürel bir göndermedir.