Septuaginta

Yaratılış 43

33 ayet

Türkçe

1Mısır’dan getirdikleri tahılı yiyip bitirdiklerinde babaları onlara, "Tekrar gidin, bize az miktarda yiyecek satın alın" dedi.

2Yahuda ona şöyle cevap verdi: "O adam, o ülkenin efendisi, bize kesin bir dille uyarıda bulunarak, 'Küçük kardeşiniz yanınızda olmadıkça yüzümü göremezsiniz' dedi.

3Eğer kardeşimizi bizimle gönderirsen, aşağı inip sana yiyecek satın alırız.

4Ama kardeşimizi göndermezsen gitmeyiz. Çünkü o adam bize, 'Küçük kardeşiniz yanınızda olmadıkça yüzümü göremezsiniz' dedi."

5İsrail, "Neden bana bu kötülüğü yaptınız, o adama bir kardeşiniz daha olduğunu neden bildirdiniz?" dedi.

6Onlar da, "O adam bizi ve soyumuzu inceden inceye sorguladı" dediler, "'Babanız hâlâ yaşıyor mu? Başka bir kardeşiniz var mı?' diye sordu. Biz de onun bu sorularına göre cevap verdik. Bize, 'Kardeşinizi buraya getirin' diyeceğini nereden bilebilirdik?"

7Yahuda babası İsrail’e, "Genç delikanlıyı benimle gönder" dedi, "Kalkıp gidelim ki hem biz, hem sen, hem de ev halkımız yaşayalım, ölmeyelim.

8Ona ben kefil oluyorum, onu benim elimden iste. Eğer onu sana geri getirip huzuruna çıkarmazsam, sana karşı ömür boyu günahkar olayım.

9Eğer gecikmeseydik, şimdiye kadar kesinlikle iki kez dönmüş olurduk."

10Babaları İsrail onlara, "Eğer öyleyse, şunu yapın" dedi, "Kaplarınızın içine bu toprağın ürünlerinden alın ve o adama armağan olarak aşağı götürün: biraz reçine, biraz bal, buhur, damla mür, terebentin ve badem.

11Yanınıza iki kat para alın; torbalarınızın içine geri konulmuş olan parayı da yanınızda geri götürün, belki farkında olmadan yapılan bir hata olmuştur.

12Kardeşinizi de alın, kalkıp o adama tekrar gidin.

13Tanrım, o adamın önünde size merhamet etsin de diğer kardeşinizi ve Benyamin’i salıversin. Bana gelince, çocuksuz kalacaksam, kalayım."

14Böylece adamlar bu armağanları aldılar, yanlarına iki kat para ve Benyamin’i de alıp kalktılar, Mısır’a indiler ve Yusuf’un huzuruna çıktılar.

15Yusuf onlarla birlikte aynı anneden olan kardeşi Benyamin’i görünce, evinin kahyasına, "Bu adamları eve götür, hayvan kesip hazırlık yap; çünkü bu adamlar öğleyin benimle yemek yiyecekler" dedi.

16Kahya, Yusuf’un söylediği gibi yaptı ve adamları Yusuf’un evine götürdü.

17Adamlar, Yusuf’un evine götürüldüklerini görünce korktular ve "İlk seferinde torbalarımıza geri konulan para yüzünden içeri götürülüyoruz; bize iftira atmak, üzerimize saldırmak, bizi köle etmek ve eşeklerimize el koymak istiyorlar" dediler.

18Yusuf’un evinin kahyasına yaklaşıp evin kapısında onunla konuştular.

19"Efendimiz, lütfen dinle" dediler, "Biz ilk seferinde sadece yiyecek satın almak için aşağı inmiştik.

20Konaklama yerine varıp torbalarımızı açtığımızda, her birimizin parasının tam tartısıyla kendi torbasının içinde olduğunu gördük. Şimdi o paramızı kendi ellerimizle geri getirdik.

21Yiyecek satın almak için yanımızda başka para da getirdik. Parayı torbalarımıza kimin koyduğunu bilmiyoruz."

22Kahya, "Size esenlik olsun, korkmayın" dedi, "Sizin Tanrınız, babanızın Tanrısı, torbalarınıza size bir hazine koymuş olmalı. Paranız makbul olarak bana ulaştı." Sonra Şimon’u yanlarına çıkardı.

23Kahya onları Yusuf’un evine götürdü, ayaklarını yıkamaları için su verdi ve eşeklerine yem sağladı.

24Adamlar, Yusuf’un öğleyin geleceğini bildikleri için armağanları hazırladılar; çünkü orada öğle yemeği yiyeceklerini duymuşlardı.

25Yusuf eve gelince, ellerindeki armağanları evde ona sundular ve yere kapanıp önünde eğildiler.

26Yusuf onlara hatırlarını sordu ve "Bahsettiğiniz o yaşlı babanız nasıl, iyi mi? Hâlâ yaşıyor mu?" dedi.

27Onlar da, "Kulun, babamız iyidir, hâlâ yaşıyor" dediler ve eğilip önünde secde ettiler. Yusuf da, "O adam Tanrı katında kutsanmıştır" dedi.

28Yusuf gözlerini kaldırıp aynı anneden olan kardeşi Benyamin’i görünce, "Bana getireceğinizi söylediğiniz küçük kardeşiniz bu mu?" dedi ve ekledi: "Tanrı sana merhamet etsin, oğlum."

29Yusuf’un yüreği kardeşine karşı derin bir şefkatle sarsıldığı için çok duygulandı, ağlayacak bir yer aradı; hemen odasına girip orada ağladı.

30Yüzünü yıkadıktan sonra dışarı çıktı, kendini tutarak, "Yemeği servis edin" dedi.

31Yusuf’a ayrı, kardeşlerine ayrı, onunla yemek yiyen Mısırlılara da ayrı servis yaptılar. Çünkü Mısırlılar İbranilerle birlikte yemek yiyemezlerdi; bu Mısırlılar için iğrenç bir şeydi.

32Yusuf’un karşısına yaş sırasına göre oturtuldular; ilk doğan ilk doğanlığına, en küçüğü de gençliğine göre oturdu. Adamlar şaşkınlık içinde birbirlerine baktılar.

33Yusuf kendi masasından onlara yemek payları gönderdi; Benyamin’in payı diğerlerininkinden beş kat daha fazlaydı. Onunla birlikte içtiler ve sarhoş olana dek keyiflendiler.

Grekçe

1ΕΓΕΝΕΤΟ δὲ ἡνίκα συνετέλεσαν καταφαγεῖν τὸν σῖτον, ὃν ἤνεγκαν ἐξ Αἰγύπτου, καὶ εἶπεν αὐτοῖς πατὴρ αὐτῶν· πάλιν πορευθέντες πρίασθε ἡμῖν μικρὰ βρώματα.

2εἶπε δὲ αὐτῷ ᾿Ιούδας λέγων· διαμαρτυρίᾳ μεμαρτύρηται ἡμῖν ἄνθρωπος κύριος τῆς γῆς λέγων· οὐκ ὄψεσθε τὸ πρόσωπόν μου, ἐὰν μὴ ἀδελφὸς ὑμῶν νεώτερος μεθ᾿ ὑμῶν ·

3εἰ μὲν οὖν ἀποστέλλῃς τὸν ἀδελφὸν ἡμῶν μεθ᾿ ἡμῶν, καταβησόμεθα, καὶ ἀγοράσομέν σοι βρώματα.

4εἰ δὲ μὴ ἀποστέλλῃς τὸν ἀδελφὸν ἡμῶν μεθ᾿ ἡμῶν, οὐ πορευσόμεθα. γὰρ ἄνθρωπος εἶπεν ἡμῖν, λέγων· οὐκ ὄψεσθέ μου τὸ πρόσωπον, ἐὰν μὴ ἀδελφὸς ὑμῶν νεώτερος μεθ᾿ ὑμῶν .

5εἶπε δὲ ᾿Ισραήλ· τί ἐκακοποιήσατέ με, ἀναγγείλαντες τῷ ἀνθρώπῳ ὅτι ἐστὶν ὑμῖν ἀδελφός;

6οἱ δὲ εἶπαν· ἐρωτῶν ἐπηρώτησεν ἡμᾶς ἄνθρωπος καὶ τὴν γενεὰν ἡμῶν λέγων· εἰ ἔτι πατὴρ ὑμῶν ζῇ καὶ εἰ ἔστιν ὑμῖν ἀδελφός; καὶ ἀπηγγείλαμεν αὐτῷ κατὰ τὴν ἐπερώτησιν ταύτην. μὴ ᾔδειμεν ὅτι ἐρεῖ ἡμῖν· ἀγάγετε τὸν ἀδελφὸν ὑμῶν;

7εἶπε δὲ ᾿Ιούδας πρὸς ᾿Ισραὴλ τὸν πατέρα αὐτοῦ· ἀπόστειλον τὸ παιδάριον μετ᾿ ἐμοῦ, καὶ ἀναστάντες πορευσόμεθα, ἵνα ζῶμεν καὶ μὴ ἀποθάνωμεν καὶ ἡμεῖς καὶ σὺ καὶ ἀποσκευὴ ἡμῶν.

8ἐγὼ δὲ ἐκδέχομαι αὐτόν, ἐκ χειρός μου ζήτησον αὐτόν· ἐὰν μὴ ἀγάγω αὐτὸν πρὸς σὲ καὶ στήσω αὐτὸν ἐναντίον σου, ἡμαρτηκὼς ἔσομαι εἰς σὲ πάσας τὰς ἡμέρας.

9εἰ μὴ γὰρ ἐβραδύναμεν, ἤδη ἂν ὑπεστρέψαμεν δίς.

10εἶπε δὲ αὐτοῖς ᾿Ισραὴλ πατὴρ αὐτῶν· εἰ οὕτως ἐστί, τοῦτο ποιήσατε· λάβετε ἀπὸ τῶν καρπῶν τῆς γῆς ἐν τοῖς ἀγγείοις ὑμῶν καὶ καταγάγετε τῷ ἀνθρώπῳ δῶρα τῆς ρητίνης καὶ τοῦ μέλιτος, θυμίαμά τε καὶ στακτὴν καὶ τερέβινθον καὶ κάρυα.

11καὶ τὸ ἀργύριον δισσὸν λάβετε ἐν ταῖς χερσὶν ὑμῶν· καὶ τὸ ἀργύριον τὸ ἀποστραφὲν ἐν τοῖς μαρσίπποις ὑμῶν ἀποστρέψατε μεθ᾿ ὑμῶν· μή ποτε ἀγνόημά ἐστι.

12καὶ τὸν ἀδελφὸν ὑμῶν λάβετε καὶ ἀναστάντες κατάβητε πρὸς τὸν ἄνθρωπον.

13 δὲ Θεός μου δῴη ὑμῖν χάριν ἐναντίον τοῦ ἀνθρώπου, καὶ ἀποστείλαι τὸν ἀδελφὸν ὑμῶν τὸν ἕνα καὶ τὸν Βενιαμίν· ἐγὼ μὲν γὰρ καθάπερ ἠτέκνωμαι, ἠτέκνωμαι.

14Λαβόντες δὲ οἱ ἄνδρες τὰ δῶρα ταῦτα καὶ τὸ ἀργύριον διπλοῦν ἔλαβον ἐν ταῖς χερσὶν αὐτῶν καὶ τὸν Βενιαμὶν καὶ ἀναστάντες κατέβησαν εἰς Αἴγυπτον καὶ ἔστησαν ἐναντίον ᾿Ιωσήφ.

15εἶδε δὲ ᾿Ιωσὴφ αὐτοὺς καὶ τὸν Βενιαμὶν τὸν ἀδελφὸν αὐτοῦ τὸν ὁμομήτριον καὶ εἶπε τῷ ἐπὶ τῆς οἰκίας αὐτοῦ· εἰσάγαγε τοὺς ἀνθρώπους εἰς τὴν οἰκίαν καὶ σφάξον θύματα καὶ ἑτοίμασον· μετ᾿ ἐμοῦ γὰρ φάγονται οἱ ἄνθρωποι ἄρτους τὴν μεσημβρίαν.

16ἐποίησε δὲ ἄνθρωπος, καθὰ εἶπεν ᾿Ιωσήφ, καὶ εἰσήγαγε τοὺς ἀνθρώπους εἰς τὸν οἶκον ᾿Ιωσήφ.

17ἰδόντες δὲ οἱ ἄνδρες ὅτι εἰσήχθησαν εἰς τὸν οἶκον τοῦ ᾿Ιωσήφ, εἶπαν· διὰ τὸ ἀργύριον τὸ ἀποστραφὲν ἐν τοῖς μαρσίπποις ἡμῶν τὴν ἀρχὴν ἡμεῖς εἰσαγόμεθα τοῦ συκοφαντῆσαι ἡμᾶς καὶ ἐπιθέσθαι ἡμῖν τοῦ λαβεῖν ἡμᾶς εἰς παῖδας καὶ τοὺς ὄνους ἡμῶν.

18προσελθόντες δὲ πρὸς τὸν ἄνθρωπον τὸν ἐπὶ τοῦ οἴκου τοῦ ᾿Ιωσὴφ ἐλάλησαν αὐτῷ ἐν τῷ πυλῶνι τοῦ οἴκου

19λέγοντες· δεόμεθα, κύριε, κατέβημεν τὴν ἀρχὴν πρίασθαι βρώματα·

20ἐγένετο δὲ ἡνίκα ἤλθομεν εἰς τὸ καταλῦσαι καὶ ἠνοίξαμεν τοὺς μαρσίππους ἡμῶν, καὶ τόδε τὸ ἀργύριον ἑκάστου ἐν τῷ μαρσίππῳ αὐτοῦ· τὸ ἀργύριον ἡμῶν ἐν σταθμῷ ἀπεστρέψαμεν νῦν ἐν ταῖς χερσὶν ἡμῶν

21καὶ ἀργύριον ἕτερον ἠνέγκαμεν μεθ᾿ ἑαυτῶν ἀγοράσαι βρώματα· οὐκ οἴδαμεν, τίς ἐνέβαλε τὸ ἀργύριον εἰς τοὺς μαρσίππους ἡμῶν.

22εἶπε δὲ αὐτοῖς· ἵλεως ὑμῖν, μὴ φοβεῖσθε· Θεὸς ὑμῶν καὶ Θεὸς τῶν πατέρων ὑμῶν ἔδωκεν ὑμῖν θησαυροὺς ἐν τοῖς μαρσίπποις ὑμῶν, καὶ τὸ ἀργύριον ὑμῶν εὐδοκιμοῦν ἀπέχω. καὶ ἐξήγαγε πρὸς αὐτοὺς τὸν Συμεὼν

23καὶ ἤνεγκεν ὕδωρ νίψαι τοὺς πόδας αὐτῶν καὶ ἔδωκε χορτάσματα τοῖς ὄνοις αὐτῶν.

24ἡτοίμασαν δὲ τὰ δῶρα ἕως τοῦ ἐλθεῖν τὸν ᾿Ιωσὴφ μεσημβρίας· ἤκουσαν γὰρ ὅτι ἐκεῖ μέλλει ἀριστᾶν.

25Εἰσῆλθε δὲ ᾿Ιωσὴφ εἰς τὴν οἰκίαν, καὶ προσήνεγκαν αὐτῷ τὰ δῶρα, εἶχον ἐν ταῖς χερσὶν αὐτῶν, εἰς τὸν οἶκον καὶ προσεκύνησαν αὐτῷ ἐπὶ πρόσωπον ἐπὶ τὴν γῆν.

26ἠρώτησε δὲ αὐτούς, πῶς ἔχετε; καὶ εἶπεν αὐτοῖς· εἰ ὑγιαίνει πατὴρ ὑμῶν πρεσβύτης, ὃν εἴπατε; ἔτι ζῇ;

27οἱ δὲ εἶπαν· ὑγιαίνει παῖς σου πατὴρ ἡμῶν, ἔτι ζῇ· καὶ εἶπεν· εὐλογημένος ἄνθρωπος ἐκεῖνος τῷ Θεῷ. καὶ κύψαντες προσεκύνησαν αὐτῷ.

28ἀναβλέψας δὲ τοῖς ὀφθαλμοῖς αὐτοῦ ᾿Ιωσὴφ εἶδε Βενιαμὶν τὸν ἀδελφὸν αὐτοῦ τὸν ὁμομήτριον καὶ εἶπεν· οὗτος ἀδελφὸς ὑμῶν νεώτερος, ὃν εἴπατε πρός με ἀγαγεῖν; καὶ εἶπεν· Θεὸς ἐλεήσαι σε τέκνον.

29ἐταράχθη δὲ ᾿Ιωσήφ, συνεστρέφετο γὰρ τὰ ἔγκατα αὐτοῦ ἐπὶ τῷ ἀδελφῷ αὐτοῦ, καὶ ἐζήτει κλαῦσαι· εἰσελθὼν δὲ εἰς τὸ ταμεῖον ἔκλαυσεν ἐκεῖ.

30καὶ νιψάμενος τὸ πρόσωπον ἐξελθὼν ἐνεκρατεύσατο καὶ εἶπε· παράθετε ἄρτους.

31καὶ παρέθηκαν αὐτῷ μόνῳ καὶ αὐτοῖς καθ᾿ ἑαυτοὺς καὶ τοῖς Αἰγυπτίοις τοῖς συνδειπνοῦσι μετ᾿ αὐτοῦ καθ᾿ ἑαυτούς· οὐ γὰρ ἐδύναντο οἱ Αἰγύπτιοι συνεσθίειν μετὰ τῶν ῾Εβραίων ἄρτους, βδέλυγμα γάρ ἐστι τοῖς Αἰγυπτίοις.

32ἐκάθισαν δὲ ἐναντίον αὐτοῦ, πρωτότοκος κατὰ τὰ πρεσβεῖα αὐτοῦ καὶ νεώτερος κατὰ τὴν νεότητα αὐτοῦ· ἐξίσταντο δὲ οἱ ἄνθρωποι ἕκαστος πρὸς τὸν ἀδελφὸν αὐτοῦ.

33ᾖραν δὲ μερίδας παρ᾿ αὐτοῦ πρὸς αὐτούς· ἐμεγαλύνθη δὲ μερὶς Βενιαμὶν παρὰ τὰς μερίδας πάντων πενταπλασίως πρὸς τὰς ἐκείνων, ἔπιον δὲ καὶ ἐμεθύσθησαν μετ᾿ αὐτοῦ.

English

1BAnd it came to pass, when they had finished eating the corn which they had brought out of Egypt, that their father said to them, Go again; buy us a little food.

2And Judas spoke to him, saying, The man, the lord of the country, positively testified to us, saying, Ye shall not see my face, unless your younger brother be with you.

3If, then, thou send our brother with us, we will go down, and buy thee food;

4but if thou send not our brother with us, we will not go: for the man spoke to us, saying, Ye shall not see my face, unless your younger brother be with you.

5And Israel said, Why did ye harm me, inasmuch as ye told the man that ye had a brother?

6And they said, The man closely questioned us about our family also, saying, Does your father yet live, and have ye a brother? and we answered him according to this question: did we know that he would say to us, Bring your brother?

7And Judas said to his father Israel, Send the boy with me, and we will arise and go, that we may live and not die, both we and thou, and our store.

8And I engage for him; at my hand do thou require him; if I bring him not to thee, and place him before thee, I shall be guilty toward thee for ever.

9For if we had not tarried, we should now have returned twice.

10And Israel, their father, said to them, If it be so, do this; take of the fruits of the earth in your vessels, and carry down to the man presents of gum and honey, and frankincense, and stacte, and turpentine, and walnuts.

11And take double money in your hands, and the money that was returned in your sacks, carry back with you, lest peradventure it is a mistake.

12And take your brother; and arise, go down to the man.

13And my God give you favour in the sight of the man, and send away your other brother, and Benjamin, for I accordingly as I have been bereaved, am bereaved.

14And the men having taken these presents, and the double money, took in their hands also Benjamin; and they rose up and went down to Egypt, and stood before Joseph.

15And Joseph saw them and his brother Benjamin, born of the same mother; and he said to the steward of his household, Bring the men into the house, and slay beasts and make ready, for the men are to eat bread with me at noon.

16And the man did as Joseph said; and he brought the men into the house of Joseph.

17And the men, when they perceived that they were brought into the house of Joseph, said, We are brought in because of the money that was returned in our sacks at the first; even in order to inform against us, and lay it to our charge; to take us for servants, and our asses.

18And having approached the man who was over the house of Joseph, they spoke to him in the porch of the house,

19saying, We pray [thee], Sir; we came down at first to buy food.

20And it came to pass, when we came to unlade, and opened our sacks, [there was] also this money of each in his sack; we have now brought back our money by weight in our hands.

21And we have brought other money with us to buy food; we know not who put the money into our sacks.

22And he said to them, [God deal] mercifully with you; be not afraid; your God, and the God of your fathers, has given you treasures in your sacks, and I have enough of your good money. And he brought Symeon out to them.

23And he brought water to wash their feet; and gave provender to their asses.

24And they prepared their gifts, until Joseph came at noon, for they heard that he was going to dine there.

25And Joseph entered into the house, and they brought him the gifts which they had in their hands, into the house; and they did him reverence with their face to the ground.

26And he asked them, How are ye? and he said to them, Is your father, the old man of whom ye spoke, well? Does he yet live?

27And they said, Thy servant our father is well; he is yet alive. And he said, Blessed be that man by God;-- and they bowed, and did him reverence.

28And Joseph lifted up his eyes, and saw his brother Benjamin, born of the same mother; and he said, Is this your younger brother, whom ye spoke of bringing to me? and he said, God have mercy on thee, my son.

29And Joseph was troubled, for his bowels yearned over his brother, and he sought to weep; and he went into his chamber, and wept there.

30And he washed his face and came out, and refrained himself, and said, Set on bread.

31And they set on [bread] for him alone, and for them by themselves, and for the Egyptians feasting with him by themselves, for the Egyptians could not eat bread with the Hebrews, for it is an abomination to the Egyptians.

32And they sat before him, the first-born according to his seniority, and the younger according to his youth; and the men looked with amazement every one at his brother.

33And they took their portions from him to themselves; but Benjamin's portion was five times as much as the portions of [the others]. And they drank and were filled with drink with him.

Açıklamalar

  1. Ayet 7

    Grekçe metindeki "hē aposkeuḕ hēmôn" ifadesi sadece çocukları değil, göçebe bir topluluğun tüm taşınabilir varlıklarını, çadırlarını, hizmetçilerini ve mülklerini kapsayan Helenistik dönem askeri ve sivil terminolojisine ait bir kelimedir.

  2. Ayet 15

    Grekçe metindeki "homomḗtrios" terimi, antik Grek aile hukukunda ve veraset sisteminde babaları bir olan (homopátrios) kardeşlerden ayrılan, anneleri bir olan öz kardeşleri tanımlamak için kullanılan teknik bir hukuki terimdir.

  3. Ayet 17

    Grekçe metindeki "sykophantéō" fiili, Atina hukuk sisteminde asılsız iddialarla zenginleri tehdit eden ve şantaj yapan profesyonel muhbirleri (sykophántēs) tanımlayan, Grek kültürüne özgü siyasi ve hukuki bir kavramdır.

  4. Ayet 29

    Grekçe metindeki "tà égkata" (iç organlar/bağırsaklar) ifadesi, antik Grek ve İbrani kültüründe derin duyguların, şefkatin ve merhametin merkezi olarak kabul edilen fizyolojik ve kültürel bir metafordur.

  5. Ayet 31

    Mısırlıların İbranilerle yemek yemeyi "bdélygma" (iğrençlik/tiksinti) olarak görmesi, antik Mısır'daki dinsel saflık kuralları ve yabancılarla, özellikle de göçebe çobanlarla temas kurmama tabusuyla doğrudan ilişkilidir.

  6. Ayet 33

    Grekçe metindeki "emethýsthēsan" (sarhoş oldular) ifadesi, Masoretik metindeki "ve-yishkeru" kelimesinin tam karşılığı olup, antik Yakın Doğu şölen kültüründe konukların ev sahibiyle birlikte tam bir güven ve neşe içinde kendilerinden geçene kadar içmelerini ifade eden ritüelistik bir sosyal bağlamı yansıtır.