Septuaginta

Yaratılış 42

39 ayet

Türkçe

1Yakup Mısır'da satılık tahıl bulunduğunu görünce oğullarına, "Neden böyle ağırdan alıyorsunuz?" dedi.

2Ve ekledi: "İşte, Mısır'da tahıl olduğunu duydum; oraya inin ve bizim için az miktarda yiyecek satın alın ki yaşayalım ve ölmeyelim."

3Böylece Yusuf'un on kardeşi Mısır'dan tahıl satın almak için aşağı indiler.

4Ancak Yakup, Yusuf'un kardeşi Benyamin'i ağabeyleriyle birlikte göndermedi; çünkü "Başına bir hastalık veya zarar gelmesin" diyordu.

5Kenan ülkesinde kıtlık hüküm sürdüğünden, İsrail'in oğulları da tahıl satın almak için gelen diğer insanların arasında geldiler.

6Yusuf ülkenin yöneticisiydi ve ülkenin bütün halkına tahılı o satıyordu. Yusuf'un kardeşleri gelip onun önünde yüzüstü yere kapandılar.

7Yusuf kardeşlerini görünce onları tanıdı, fakat onlara kendini yabancı gibi gösterdi. Sert bir dille, "Nereden geliyorsunuz?" diye sordu. Onlar da, "Yiyecek satın almak için Kenan ülkesinden geldik" dediler.

8Yusuf kardeşlerini tanımıştı, fakat onlar onu tanımadılar.

9Yusuf onlar hakkında gördüğü düşleri hatırlayarak, "Sizler casussunuz!" dedi, "Ülkenin sınır hatlarını ve zayıf noktalarını incelemeye geldiniz."

10Onlar ise, "Hayır efendim," dediler, "biz kulların sadece yiyecek satın almaya geldik."

11"Hepimiz bir adamın oğullarıyız; bizler barışsever insanlarız, kulların casus değildir."

12Yusuf onlara, "Hayır," dedi, "aksine siz ülkenin zayıf noktalarını görmeye geldiniz."

13Onlar da, "Biz kulların Kenan ülkesinde yaşayan on iki kardeşiz," dediler, "İşte, en küçüğümüz bugün babamızın yanındadır, diğeri ise artık hayatta değildir."

14Yusuf onlara, "Size söylediğim gibidir," dedi, "Sizler casussunuz!"

15"Şununla sınanacaksınız: Firavun'un sağlığı üzerine ant içerim ki, en küçük kardeşiniz buraya gelmedikçe buradan asla çıkamazsınız."

16"Aranızdan birini gönderin de kardeşinizi getirsin; sizler ise, doğru söyleyip söylemediğinizi anlamak için sözleriniz kanıtlanana dek tutuklu kalacaksınız. Aksi takdirde, Firavun'un sağlığı üzerine ant içerim ki, kesinlikle casussunuz."

17Ve onları üç gün boyunca zindanda tuttu.

18Üçüncü gün Yusuf onlara şöyle dedi: "Dediğimi yapın ve yaşayın; çünkü ben Tanrı'dan korkarım."

19"Eğer barışsever insanlarsanız, kardeşlerinizden biri zindanda tutuklu kalsın; siz ise gidin, evlerinizin ihtiyacı için satın aldığınız tahılı götürün."

20"Sonra en küçük kardeşinizi bana getirin ki sözlerinizin doğruluğu kanıtlansın ve ölmeyesiniz." Onlar da bu söyleneni yaptılar.

21Birbirlerine, "Gerçekten kardeşimize yaptığımızdan ötürü suçluyuz," dediler, "Bize yalvardığında canının çektiği ızdırabı gördük ama onu dinlemedik. İşte bu yüzden bu sıkıntı başımıza geldi."

22Ruben onlara şöyle karşılık verdi: "Ben size, 'Çocuğa karşı günah işlemeyin' dememiş miydim? Ama beni dinlemediniz. İşte şimdi onun kanının hesabı soruluyor."

23Yusuf'un kendilerini anladığını bilmiyorlardı, çünkü aralarında bir tercüman vardı.

24Yusuf onlardan uzaklaşıp ağladı. Sonra geri dönüp onlarla konuştu; aralarından Şimon'u alıp gözlerinin önünde bağladı.

25Yusuf kaplarının tahılla doldurulmasını, her birinin parasının çuvalına geri konulmasını ve yolculuk için onlara azık verilmesini buyurdu. Kendilerine bu şekilde yapıldı.

26Tahıllarını eşeklerine yükleyip oradan ayrıldılar.

27Konakladıkları yerde eşeğine yem vermek için çuvalını açanlardan biri, para kesesini gördü; kese çuvalın ağzındaydı.

28Kardeşlerine, "Param bana geri verilmiş!" dedi, "İşte çuvalımın içinde!" Yürekleri ağızlarına geldi, titreyerek birbirlerine, "Tanrı'nın bize bu yaptığı nedir?" dediler.

29Kenan ülkesine, babaları Yakup'un yanına dönünce, başlarına gelen her şeyi ona anlatarak şöyle dediler:

30"Ülkenin efendisi olan o adam bizimle sert konuştu ve bizi ülkeyi gözetleyen casuslar yerine koyup zindana attı."

31"Biz de ona, 'Bizler dürüst insanlarız, casus değiliz' dedik."

32"'Bizler bir babanın oğulları olan on iki kardeşiz; birimiz artık yok, en küçüğümüz ise bugün Kenan ülkesinde babamızın yanındadır.'"

33"Ülkenin efendisi olan o adam bize şöyle dedi: 'Barışsever olduğunuzu şundan anlayacağım: Kardeşlerinizden birini burada benimle bırakın, evlerinizin ihtiyacı için satın aldığınız tahılı alıp gidin.'"

34"'En küçük kardeşinizi bana getirin ki casus olmadığınızı, barışsever insanlar olduğunuzu bileyim. O zaman kardeşinizi size geri veririm ve bu ülkede serbestçe ticaret yapabilirsiniz.'"

35Çuvallarını boşaltırlarken, her birinin para kesesi kendi çuvalından çıktı. Hem kendileri hem de babaları para keselerini görünce korkuya kapıldılar.

36Babaları Yakup onlara, "Beni çocuklarımdan mahrum ettiniz!" dedi, "Yusuf yok, Şimon yok, şimdi de Benyamin'i mi alacaksınız? Bütün bu olanlar hep benim başıma geliyor!"

37Ruben babasına şöyle dedi: "Eğer onu sana geri getirmezsem, benim iki oğlumu öldür. Onu benim elime teslim et, ben onu sana geri getireceğim."

38Yakup, "Oğlum sizinle aşağı gitmeyecek," dedi, "çünkü ağabeyi öldü ve bir tek o kaldı. Gideceğiniz yolda başına bir zarar gelirse, bu ak saçlarımı acı içinde ölüler diyarına indirirsiniz."

39Kıtlık ise ülkede şiddetlenmişti.

Grekçe

1ΙΔΩΝ δὲ ᾿Ιακὼβ ὅτι ἐστὶ πρᾶσις ἐν Αἰγύπτῳ, εἶπε τοῖς υἱοῖς αὐτοῦ· ἱνατί ραθυμεῖτε;

2ἰδοὺ ἀκήκοα ὅτι ἐστὶ σῖτος ἐν Αἰγύπτῳ· κατάβητε ἐκεῖ καὶ πρίασθε ἡμῖν μικρὰ βρώματα, ἵνα ζήσωμεν καὶ μὴ ἀποθάνωμεν.

3κατέβησαν δὲ οἱ ἀδελφοὶ ᾿Ιωσὴφ οἱ δέκα πρίασθαι σῖτον ἐξ Αἰγύπτου·

4τὸν δὲ Βενιαμὶν τὸν ἀδελφὸν ᾿Ιωσὴφ οὐκ ἀπέστειλε μετὰ τῶν ἀδελφῶν αὐτοῦ, εἶπε γάρ· μή ποτε συμβῇ αὐτῷ μαλακία.

5῏Ηλθον δὲ οἱ υἱοὶ ᾿Ισραὴλ ἀγοράζειν μετὰ τῶν ἐρχομένων· ἦν γὰρ λιμὸς ἐν γῇ Χαναάν.

6᾿Ιωσὴφ δὲ ἦν ἄρχων τῆς γῆς, οὗτος ἐπώλει παντὶ τῷ λαῷ τῆς γῆς· ἐλθόντες δὲ οἱ ἀδελφοὶ ᾿Ιωσὴφ προσεκύνησαν αὐτῷ ἐπὶ πρόσωπον ἐπὶ τὴν γῆν.

7ἰδὼν δὲ ᾿Ιωσὴφ τούς ἀδελφοὺς αὐτοῦ ἐπέγνω καὶ ἠλλοτριοῦτο ἀπ᾿ αὐτῶν καὶ ἐλάλησεν αὐτοῖς σκληρὰ καὶ εἶπεν αὐτοῖς· πόθεν ἥκατε; οἱ δὲ εἶπον· ἐκ γῆς Χαναὰν ἀγοράσαι βρώματα.

8ἐπέγνω δὲ ᾿Ιωσὴφ τοὺς ἀδελφοὺς αὐτοῦ, αὐτοὶ δὲ οὐκ ἐπέγνωσαν αὐτόν.

9καὶ ἐμνήσθη ᾿Ιωσὴφ τῶν ἐνυπνίων αὐτοῦ, ὧν εἶδεν αὐτός, καὶ εἶπεν αὐτοῖς· κατάσκοποί ἐστε, κατανοῆσαι τὰ ἴχνη τῆς χώρας ἥκατε.

10οἱ δὲ εἶπαν· οὐχί, κύριε, οἱ παῖδές σου ἤλθομεν πρίασθαι βρώματα·

11πάντες ἐσμὲν υἱοὶ ἑνὸς ἀνθρώπου· εἰρηνικοί ἐσμεν, οὐκ εἰσὶν οἱ παῖδές σου κατάσκοποι.

12εἶπε δὲ αὐτοῖς· οὐχί, ἀλλὰ τὰ ἴχνη τῆς γῆς ἤλθετε ἰδεῖν.

13οἱ δὲ εἶπαν· δώδεκά ἐσμεν οἱ παῖδες σου ἀδελφοὶ ἐν γῇ Χαναάν, καὶ ἰδοὺ νεώτερος μετὰ τοῦ πατρὸς ἡμῶν σήμερον, δὲ ἕτερος οὐχ ὑπάρχει.

14εἶπε δὲ αὐτοῖς ᾿Ιωσήφ· τοῦτό ἐστιν εἴρηκα ὑμῖν λέγων, ὅτι κατάσκοποί ἐστε·

15ἐν τούτῳ φανεῖσθε· νὴ τὴν ὑγίειαν Φαραώ, οὐ μὴ ἐξέλθητε ἐντεῦθεν, ἐὰν μὴ ἀδελφὸς ὑμῶν νεώτερος ἔλθῃ ὧδε.

16ἀποστείλατε ἐξ ὑμῶν ἕνα καὶ λάβετε τὸν ἀδελφὸν ὑμῶν, ὑμεῖς δὲ ἀπάχθητε ἕως τοῦ φανερὰ γενέσθαι τὰ ρήματα ὑμῶν, εἰ ἀληθεύετε οὔ· εἰ δὲ μή, νὴ τὴν ὑγίειαν Φαραώ, μὴν κατάσκοποί ἐστε.

17καὶ ἔθετο αὐτοὺς ἐν φυλακῇ ἡμέρας τρεῖς.

18Εἶπε δὲ αὐτοῖς τῇ ἡμέρᾳ τῇ τρίτῃ· τοῦτο ποιήσατε καὶ ζήσεσθε, τὸν Θεὸν γὰρ ἐγὼ φοβοῦμαι·

19εἰ εἰρηνικοί ἐστε, ἀδελφὸς ὑμῶν κατασχεθήτω εἷς ἐν τῇ φυλακῇ, αὐτοὶ δὲ βαδίσατε καὶ ἀπαγάγετε τὸν ἀγορασμὸν τῆς σιτοδοσίας ὑμῶν,

20καὶ τὸν ἀδελφὸν ὑμῶν τὸν νεώτερον ἀγάγετε πρός με, καὶ πιστευθήσονται τὰ ρήματα ὑμῶν· εἰ δὲ μή, ἀποθανεῖσθε. ἐποίησαν δὲ οὕτως.

21καὶ εἶπεν ἕκαστος πρὸς τὸν ἀδελφὸν αὐτοῦ· ναί, ἐν ἁμαρτίαις γάρ ἐσμεν περὶ τοῦ ἀδελφοῦ ἡμῶν, ὅτι ὑπερείδομεν τὴν θλῖψιν τῆς ψυχῆς αὐτοῦ, ὅτε κατεδέετο ἡμῶν, καὶ οὐκ εἰσηκούσαμεν αὐτοῦ· καὶ ἕνεκεν τούτου ἐπῆλθεν ἐφ᾿ ἡμᾶς θλῖψις αὕτη.

22ἀποκριθεὶς δὲ Ρουβὴν εἶπεν αὐτοῖς· οὐκ ἐλάλησα ὑμῖν λέγων, μὴ ἀδικήσητε τὸ παιδάριον; καὶ οὐκ ἠκούσατέ μου; καὶ ἰδοὺ τὸ αἷμα αὐτοῦ ἐκζητεῖται.

23αὐτοὶ δὲ οὐκ ᾔδεισαν ὅτι ἀκούει ᾿Ιωσήφ· γὰρ ἑρμηνευτὴς ἀνὰ μέσον αὐτῶν ἦν.

24ἀποστραφεὶς δὲ ἀπ᾿ αὐτῶν ἔκλαυσεν ᾿Ιωσήφ. καὶ πάλιν προσῆλθε πρὸς αὐτοὺς καὶ εἶπεν αὐτοῖς· καὶ ἔλαβε τὸν Συμεὼν ἀπ᾿ αὐτῶν καὶ ἔδησεν αὐτὸν ἐναντίον αὐτῶν.

25ἐνετείλατο δὲ ᾿Ιωσήφ ἐμπλῆσαι τὰ ἀγγεῖα αὐτῶν σίτου καὶ ἀποδοῦναι τὸ ἀργύριον αὐτῶν ἑκάστῳ εἰς τὸν σάκκον αὐτοῦ καὶ δοῦναι αὐτοῖς ἐπισιτισμὸν εἰς τὴν ὁδόν. καὶ ἐγενήθη αὐτοῖς οὕτως.

26καὶ ἐπιθέντες τὸν σῖτον ἐπὶ τοὺς ὄνους αὐτῶν ἀπῆλθον ἐκεῖθεν.

27λύσας δὲ εἷς τὸν μάρσιππον αὐτοῦ δοῦναι χορτάσματα τοῖς ὄνοις αὐτοῦ, οὗ κατέλυσαν, καὶ εἶδε τὸν δεσμὸν τοῦ ἀργυρίου αὐτοῦ, καὶ ἦν ἐπάνω τοῦ στόματος τοῦ μαρσίππου·

28καὶ εἶπε τοῖς ἀδελφοῖς αὐτοῦ· ἐπεδόθη μοι τὸ ἀργύριον, καὶ ἰδοὺ τοῦτο ἐν τῷ μαρσίππῳ μου, καὶ ἐξέστη καρδία αὐτῶν, καὶ ἐταράχθησαν πρὸς ἀλλήλους λέγοντες· τί τοῦτο ἐποίησεν Θεὸς ἡμῖν;

29῏Ηλθον δὲ πρὸς ᾿Ιακὼβ τὸν πατέρα αὐτῶν εἰς γῆν Χαναὰν καὶ ἀπήγγειλαν αὐτῷ πάντα τὰ συμβάντα αὐτοῖς, λέγοντες·

30λελάληκεν ἄνθρωπος κύριος τῆς γῆς πρὸς ἡμᾶς σκληρὰ καὶ ἔθετο ἡμᾶς ἐν φυλακῇ ὡς κατασκοπεύοντας τὴν γῆν.

31εἴπαμεν δὲ αὐτῷ· εἰρηνικοί ἐσμέν, οὐκ ἐσμὲν κατάσκοποι·

32δώδεκα ἀδελφοί ἐσμεν, υἱοὶ τοῦ πατρὸς ἡμῶν· εἷς οὐχ ὑπάρχει, δὲ μικρὸς μετὰ τοῦ πατρὸς ἡμῶν σήμερον ἐν γῇ Χαναάν.

33εἶπε δὲ ἡμῖν ἄνθρωπος κύριος τῆς γῆς· ἐν τούτῳ γνώσομαι ὅτι εἰρηνικοί ἐστε· ἀδελφὸν ἕνα ἄφετε ὧδε μετ᾿ ἐμοῦ, τὸν δὲ ἀγορασμὸν τῆς σιτοδοσίας τοῦ οἴκου ὑμῶν λαβόντες ἀπέλθατε.

34καὶ ἀγάγετε πρός με τὸν ἀδελφὸν ὑμῶν τὸν νεώτερον, καὶ γνώσομαι ὅτι οὐ κατάσκοποί ἐστε, ἀλλ᾿ ὅτι εἰρηνικοί ἐστε, καὶ τὸν ἀδελφὸν ὑμῶν ἀποδώσω ὑμῖν, καὶ τῇ γῇ ἐμπορεύσεσθε.

35ἐγένετο δὲ ἐν τῷ κατακενοῦν αὐτοὺς τοὺς σάκκους αὐτῶν, καὶ ἦν ἑκάστου δεσμὸς τοῦ ἀργυρίου ἐν τῷ σάκκῳ αὐτῶν· καὶ εἶδον τοὺς δεσμοὺς τοῦ ἀργυρίου αὐτῶν αὐτοὶ καὶ πατὴρ αὐτῶν, καὶ ἐφοβήθησαν.

36εἶπε δὲ αὐτοῖς ᾿Ιακὼβ πατὴρ αὐτῶν· ἐμὲ ἠτεκνώσατε, ᾿Ιωσὴφ οὔκ ἔστι, Συμεὼν οὐκ ἔστι, καὶ τὸν Βενιαμὶν λήψεσθε; ἐπ᾿ ἐμὲ ἐγένετο ταῦτα πάντα.

37εἶπε δὲ Ρουβὴν τῷ πατρὶ αὐτῶν λέγων· τοὺς δύο υἱούς μου ἀπόκτεινον, ἐὰν μὴ ἀγάγω αὐτὸν πρὸς σέ· δὸς αὐτὸν εἰς τὴν χεῖρά μου, κἀγὼ ἀνάξω αὐτὸν πρὸς σέ.

38 δὲ εἶπεν· οὐ καταβήσεται υἱός μου μεθ᾿ ὑμῶν, ὅτι ἀδελφὸς αὐτοῦ ἀπέθανε καὶ αὐτὸς μόνος καταλέλειπται· καὶ συμβήσεται αὐτὸν μαλακισθῆναι ἐν τῇ ὁδῷ, ἐὰν πορεύησθε, καὶ κατάξετέ μου τὸ γῆρας μετὰ λύπης εἰς ἅδου.

39 δὲ λιμὸς ἐνίσχυσεν ἐπὶ τῆς γῆς. * Verse

39translated by Herb Swanson.

English

1AND Jacob having seen that there was a sale [of corn] in Egypt, said to his sons, Why are ye indolent?

2Behold, I have heard that there is corn in Egypt; go down thither, and buy for us a little food, that we may live, and not die.

3And the ten brethren of Joseph went down to buy corn out of Egypt.

4But [Jacob] sent not Benjamin, the brother of Joseph, with his brethren; for he said, Lest, haply, disease befall him.

5And the sons of Israel came to buy with those that came, for the famine was in the land of Chanaan.

6And Joseph was ruler of the land; he sold to all the people of the land. And the brethren of Joseph, having come, did reverence to him, [bowing] with the face to the ground.

7And when Joseph saw his brethren, he knew them, and estranged himself from them, and spoke hard words to them; and said to them, Whence are ye come? And they said, Out of the land of Chanaan, to buy food.

8And Joseph knew his brethren, but they knew not him.

9And Joseph remembered his dream, which he saw; and he said to them, Ye are spies; to observe the marks of the land are ye come.

10But they said, Nay, Sir, we thy servants are come to buy food;

11we are all sons of one man; we are peaceable, thy servants are not spies.

12And he said to them, Nay, but ye are come to observe the marks of the land.

13And they said, We thy servants are twelve brethren, in the land of Chanaan; and, behold, the youngest is with our father to-day, but the other one is not.

14And Joseph said to them, This is it that I spoke to you, saying, ye are spies;

15herein shall ye be manifested; by the health of Pharao, ye shall not depart hence, unless your younger brother come hither.

16Send one of you, and take your brother; and go ye to prison, till your words be clear, whether ye speak the truth or not; but, if not, by the health of Pharao, verily ye are spies.

17And he put them in prison three days.

18And he said to them on the third day, This do, and ye shall live, for I fear God.

19If ye be peaceable, let one of your brethren be detained in prison; but go ye, and carry back the corn ye have purchased.

20And bring your younger brother to me, and your words shall be believed; but, if not, ye shall die. And they did so.

21And each said to his brother, Yes, indeed, for we are in fault concerning our brother, when we disregarded the anguish of his soul, when he besought us, and we hearkened not to him; and therefore has this affliction come upon us.

22And Ruben answered them, saying, Did I not speak to you, saying, Hurt not the boy, and ye heard me not? and, behold, his blood is required.

23But they knew not that Joseph understood them; for there was an interpreter between them.

24And Joseph turned away from them, and wept; and again he came to them, and spoke to them; and he took Symeon from them, and bound him before their eyes.

25And Joseph gave orders to fill their vessels with corn, and to return their money to each into his sack, and to give them provision for the way; and it was so done to them.

26And having put the corn on the asses, they departed thence.

27And one having opened his sack to give his asses fodder, at the place where they rested, saw also his bundle of money, for it was on the mouth of his sack.

28And he said to his brethren, My money has been restored to me, and behold this is in my sack. And their heart was wonder-struck, and they were troubled, saying one to another, What is this that God has done to us?

29And they came to their father, Jacob, into the land of Chanaan, and reported to him all that had happened to them, saying,

30The man, the lord of the land, spoke harsh words to us, and put us in prison as spies of the land.

31And we said to him, We are men of peace, we are not spies.

32We are twelve brethren, sons of our father; one is not, and the youngest is with his father to-day in the land of Chanaan.

33And the man, the lord of the land, said to us, Herein shall I know that ye are peaceable; leave one brother here with me, and having taken the corn ye have purchased for your family, depart.

34And bring to me your younger brother; then I shall know that ye are not spies, but that ye are men of peace: and I will restore you your brother, and ye shall trade in the land.

35And it came to pass as they were emptying their sacks, there was each man's bundle of money in his sack; and they and their father saw their bundles of money, and they were afraid.

36And their father Jacob said to them, Ye have bereaved me. Joseph is not, Symeon is not, and will ye take Benjamin? all these things have come upon me.

37And Ruben spoke to his father, saying, Slay my two sons, if I bring him not to thee; give him into my hand, and I will bring him back to thee.

38But he said, My son shall not go down with you, because his brother is dead, and he only has been left; and [suppose] it shall come to pass that he is afflicted by the way by which ye go, then ye shall bring down my old age with sorrow to Hades. <39 Now the famine was severe upon the land.>*

Açıklamalar

  1. Ayet 4

    Grekçe metindeki "μαλακία" kelimesi İbranice Masoretik metindeki "אָסוֹן" (felaket, ölümcül kaza) kelimesine kıyasla daha çok fiziksel zayıflık, hastalanma ve kırılganlık durumunu vurgulayan Helenistik bir tıp terimidir.

  2. Ayet 15

    "Firavun'un sağlığı üzerine ant içmek" antik Mısır saray kültüründe sadakat ve kesinlik bildiren resmi bir yemin formülüdür.

  3. Ayet 38

    Grekçe metindeki "Hades" (ᾅδης) kavramı, İbranice Masoretik metindeki ölüler diyarı olan "Şeol" (שְׁאוֹל) kelimesinin Helenistik Yahudi teolojisindeki doğrudan karşılığıdır.