Septuaginta

Hakimler 19

30 ayet

Türkçe

1O günlerde İsrail'de bir kral yoktu. Efrayim dağlık bölgesinin en kuytu yamaçlarında geçici olarak yaşayan Levili bir adam, kendisine Yahuda'nın Beytlehem kentinden bir cariye aldı.

2Cariyesi onun yanından ayrılıp gitti ve Yahuda'nın Beytlehem kentindeki babasının evine döndü; orada dört ay kadar kaldı.

3Kocası ise onun gönlünü almak ve onu kendisine geri döndürmek amacıyla arkasından gitti. Yanında uşağı ve bir çift eşeği vardı. Kadın onu babasının evine buyur etti; genç kadının babası adamı görünce onu sevinçle karşıladı.

4Genç kadının babası olan kayınpederi onu alıkoydu; adam onun yanında üç gün kaldı. Birlikte yiyip içtiler ve geceyi orada geçirdiler.

5Dördüncü gün sabah erkenden kalktılar; adam gitmek üzere hazırlandı. Ancak genç kadının babası damadına, "Bir lokma ekmekle yüreğini güçlendir, sonra gidersiniz" dedi.

6Böylece oturup birlikte yiyip içtiler. Genç kadının babası adama, "Lütfen bu gece de kal, yüreğin şenlensin" dedi.

7Adam gitmek üzere kalktıysa da kayınpederi ona çok ısrar etti; o da orada kalıp geceyi geçirdi.

8Beşinci gün adam gitmek üzere sabah erkenden kalktı. Genç kadının babası, "Lütfen yüreğini güçlendir, gün batana kadar vakit geçir" dedi. Böylece ikisi birlikte yemek yedi.

9Adam cariyesi ve uşağıyla birlikte gitmek üzere kalktığında, genç kadının babası olan kayınpederi ona, "Bak, gün karardı, neredeyse akşam olacak. Lütfen geceyi burada geçirin, yüreğin şenlensin. Yarın sabah yolunuz için erkenden kalkar, çadırına gidersin" dedi.

10Ancak adam geceyi orada geçirmek istemedi; kalkıp yola çıktı. Semerli bir çift eşeği ve cariyesiyle birlikte Yevus'un, yani Yeruşalim'in karşısına kadar geldi.

11Yevus'a yaklaştıklarında gün epey ilerlemişti. Uşak efendisine, "Gel, Yevusluların bu kentine sapalım ve geceyi orada geçirelim" dedi.

12Efendisi ona, "İsrailoğullarından kimsenin olmadığı yabancı bir kente sapmayacağız; Gibeâ'ya kadar devam edeceğiz" dedi.

13Uşağına, "Gel, bu yerlerden birine yaklaşalım; geceyi Gibeâ'da ya da Rama'da geçirelim" dedi.

14Böylece geçip yollarına devam ettiler. Benyamin bölgesindeki Gibeâ'ya yaklaştıklarında güneş battı.

15Geceyi geçirmek üzere Gibeâ'ya girmek için oraya saptılar. İçeri girip kentin meydanına oturdular; fakat geceyi geçirmeleri için onları evine kabul eden kimse çıkmadı.

16Derken, akşamleyin tarladaki işinden dönen yaşlı bir adam çıkageldi. Bu adam Efrayim dağlık bölgesindendi ve Gibeâ'da geçici olarak yaşıyordu; oranın yerlileri ise Benyaminoğullarıydı.

17Yaşlı adam gözlerini kaldırıp kentin meydanındaki yolcuyu gördü ve "Nereye gidiyorsun, nereden geliyorsun?" diye sordu.

18Adam ona, "Yahuda'nın Beytlehem kentinden geçip Efrayim dağlık bölgesinin en kuytu yamaçlarına gidiyoruz" dedi, "Ben oralıyım. Yahuda'nın Beytlehem kentine gitmiştim, şimdi de kendi evime gidiyorum; ama beni evine kabul eden kimse çıkmadı.

19Oysa eşeklerimiz için samanımız ve yemimiz var; benim, cariyen ve uşağın için de ekmeğimiz ve şarabımız var. Bizlerin hiçbir eksiği yoktur."

20Yaşlı adam, "Esenlik üzerine olsun!" dedi, "Her eksiğin benim üzerime olsun, yeter ki geceyi meydanda geçirme."

21Böylece onu evine götürdü ve eşeklerine yem verdi. Onlar da ayaklarını yıkadılar, yiyip içtiler.

22Onlar yüreklerini şenlendirirken, kentin yasa tanımaz adamları evi kuşattılar. Kapıyı vurarak evin sahibi olan yaşlı adama, "Evine gelen o adamı dışarı çıkar, onunla cinsel ilişkiye girelim!" dediler.

23Evin sahibi olan adam dışarı çıkıp onlara, "Hayır kardeşlerim, lütfen bu kötülüğü yapmayın" dedi, "Bu adam benim evime misafir geldikten sonra böyle bir ahlaksızlık yapmayın.

24İşte bakire kızım ve adamın cariyesi; onları dışarı çıkarayım. Onları aşağılayın, gözünüzde ne iyiyse onlara yapın; ama bu adama karşı böyle ahlaksızca bir şey yapmayın."

25Ancak adamlar onu dinlemek istemediler. Bunun üzerine adam cariyesini tutup dışarıya, onların yanına çıkardı. Adamlar onunla cinsel ilişkiye girdiler ve sabaha kadar, bütün gece onunla eğlenip onu hırpaladılar; sabah şafak sökerken onu bıraktılar.

26Kadın şafak vaktine doğru gelip kocasının kaldığı evin kapısının eşiğine düştü ve ortalık aydınlanana kadar orada kaldı.

27Kocası sabahleyin kalkıp evin kapılarını açtı ve yoluna devam etmek üzere dışarı çıktı. Bir de baktı ki, cariyesi olan kadın elleri eşiğin üzerinde, evin kapısının önüne düşmüş yatıyor.

28Ona, "Kalk, gidelim" dedi; ama cevap gelmedi, çünkü kadın ölmüştü. Bunun üzerine adam onu eşeğine yükledi ve yola çıkıp kendi evine gitti.

29Eve varınca kılıcını aldı, cariyesini tutup on iki parçaya böldü ve parçaları İsrail'in bütün bölgelerine gönderdi.

30Bunu gören herkes, "İsrailoğullarının Mısır topraklarından çıktığı günden bugüne kadar böyle bir şey ne yapıldı ne de görüldü!" diyordu, "Bu konuyu düşünün, aranızda danışın ve kararınızı söyleyin."

Grekçe

1ΚΑΙ ἐγένετο ἐν ταῖς ἡμέραις ἐκείναις οὐκ ἦν βασιλεὺς ἐν ᾿Ισραήλ· καὶ ἐγένετο ἀνὴρ Λευίτης παροικῶν ἐν μηροῖς ὄρους ᾿Εφραὶμ καὶ ἔλαβεν αὐτῷ γυναῖκα παλλακὴν ἀπὸ Βηθλεὲμ ᾿Ιούδα.

2καὶ ἐπορεύθη ἀπ᾿ αὐτοῦ παλλακὴ αὐτοῦ καὶ ἀπῆλθε παρ᾿ αὐτοῦ εἰς οἶκον πατρὸς αὐτῆς εἰς Βηθλεὲμ ᾿Ιούδα καὶ ἦν ἐκεῖ ἡμέρας μηνῶν τεσσάρων.

3καὶ ἀνέστη ἀνὴρ αὐτῆς καὶ ἐπορεύθη ὀπίσω αὐτῆς τοῦ λαλῆσαι ἐπὶ καρδίαν αὐτῆς τοῦ ἐπιστρέψαι αὐτὴν αὐτῷ, καὶ νεανίας αὐτοῦ μετ᾿ αὐτοῦ καὶ ζεῦγος ὄνων· δὲ εἰσήνεγκεν αὐτὸν εἰς οἶκον πατρὸς αὐτῆς, καὶ εἶδεν αὐτὸν πατὴρ τῆς νεάνιδος καὶ ηὐφράνθη εἰς συνάντησιν αὐτοῦ.

4καὶ κατέσχεν αὐτὸν γαμβρὸς αὐτοῦ πατὴρ τῆς νεάνιδος καὶ ἐκάθισε μετ᾿ αὐτοῦ ἐπὶ τρεῖς ἡμέρας, καὶ ἔφαγον καὶ ἔπιον καὶ ηὐλίσθησαν ἐκεῖ.

5καὶ ἐγένετο τῇ ἡμέρᾳ τῇ τετάρτῃ καὶ ὤρθρισαν τὸ πρωΐ καὶ ἀνέστη τοῦ πορευθῆναι· καὶ εἶπεν πατὴρ τῆς νεάνιδος πρὸς τὸν νυμφίον αὐτοῦ· στήρισον τὴν καρδίαν σου ψωμῷ ἄρτου, καὶ μετὰ τοῦτο πορεύσεσθε.

6καὶ ἐκάθισαν καὶ ἔφαγον οἱ δύο ἐπὶ τὸ αὐτὸ καὶ ἔπιον· καὶ εἶπεν πατὴρ τῆς νεάνιδος πρὸς τὸν ἄνδρα· ἄγε δὴ αὐλίσθητι, καὶ ἀγαθυνθήσεται καρδία σου.

7καὶ ἀνέστη ἀνὴρ τοῦ πορεύεσθαι αὐτός· καὶ ἐβιάσατο αὐτὸν γαμβρὸς αὐτοῦ, καὶ ἐκάθισε καὶ ηὐλίσθη ἐκεῖ.

8καὶ ὤρθρισε τὸ πρωΐ τῇ ἡμέρᾳ τῇ πέμπτῃ τοῦ πορευθῆναι· καὶ εἶπεν πατὴρ τῆς νεάνιδος· στήρισον δὴ τὴν καρδίαν σου καὶ στράτευσον ἕως κλῖναι τὴν ἡμέραν· καὶ ἔφαγον οἱ δύο.

9καὶ ἀνέστη ἀνὴρ τοῦ πορευθῆναι, αὐτὸς καὶ παλλακὴ αὐτοῦ καὶ νεανίας αὐτοῦ· καὶ εἶπεν αὐτῷ γαμβρὸς αὐτοῦ πατὴρ τῆς νεάνιδος· ἰδοὺ δὴ ἠσθένησενἡμέρα εἰς τὴν ἑσπέραν· αὐλίσθητι ὧδε, καὶ ἀγαθυνθήσεται καρδία σου, καὶ ὀρθριεῖτε αὔριον εἰς ὁδὸν ὑμῶν καὶ πορεύσῃ εἰς τὸ σκήνωμά σου.

10καὶ οὐκ εὐδόκησεν ἀνὴρ αὐλισθῆναι καὶ ἀνέστη καὶ ἀπῆλθε καὶ ἦλθεν ἕως ἀπέναντι ᾿Ιεβοὺς (αὕτη ἐστὶν ῾Ιερουσαλήμ), καὶ μετ᾿ αὐτοῦ ζεῦγος ὄνων ἐπισεσαγμένων, καὶ παλλακὴ αὐτοῦ μετ᾿ αὐτοῦ.

11καὶ ἤλθοσαν ἕως ᾿Ιεβούς, καὶ ἡμέρα προβεβήκει σφόδρα· καὶ εἶπεν νεανίας πρὸς τὸν κύριον αὐτοῦ· δεῦρο δὴ καὶ ἐκκλίνωμεν εἰς πόλιν τοῦ ᾿Ιεβουσὶ ταύτην καὶ αὐλισθῶμεν ἐν αὐτῇ.

12καὶ εἶπε πρὸς αὐτὸν κύριος αὐτοῦ· οὐκ ἐκκλινοῦμεν εἰς πόλιν ἀλλοτρίαν, ἐν οὐκ ἔστιν ἀπὸ υἱῶν ᾿Ισραὴλ ὧδε, καὶ παρελευσόμεθα ἕως Γαβαά.

13καὶ εἶπε τῷ νεανίᾳ αὐτοῦ· δεῦρο καὶ ἐγγίσωμεν ἑνὶ τῶν τόπων καὶ αὐλισθησόμεθα ἐν Γαβαὰ ἐν Ῥαμά.

14καὶ παρῆλθον καὶ ἐπορεύθησαν, καὶ ἔδυ αὐτοῖς ἥλιος ἐχόμενα τῆς Γαβαά, ἐστι τῷ Βενιαμίν.

15καὶ ἐξέκλιναν ἐκεῖ τοῦ εἰσελθεῖν αὐλισθῆναι ἐν Γαβαά· καὶ εἰσῆλθον καὶ ἐκάθισαν ἐν τῇ πλατείᾳ τῆς πόλεως, καὶ οὐκ ἦν ἀνὴρ συνάγων αὐτοὺς εἰς οἰκίαν αὐλισθῆναι.

16καὶ ἰδοὺ ἀνὴρ πρεσβύτης ἤρχετο ἐξ ἔργων αὐτοῦ ἐξ ἀγροῦ ἐν ἑσπέρᾳ· καὶ ἀνὴρ ἦν ἐξ ὄρους ᾿Εφραίμ, καὶ αὐτὸς παρῴκει ἐν Γαβαά, καὶ οἱ ἄνδρες τοῦ τόπου υἱοὶ Βενιαμίν.

17καὶ ᾖρε τοὺς ὀφθαλμοὺς αὐτοῦ καὶ εἶδε τὸν ὁδοιπόρον ἄνδρα ἐν τῇ πλατείᾳ τῆς πόλεως· καὶ εἶπεν ἀνὴρ πρεσβύτης· ποῦ πορεύῃ καὶ πόθεν ἔρχῃ;

18καὶ εἶπεν πρὸς αὐτόν· παραπορευόμεθα ἡμεῖς ἀπὸ Βηθλεὲμ ᾿Ιούδα ἕως μηρῶν ὄρους ᾿Εφραίμ· ἐκεῖθεν ἐγώ εἰμι καὶ ἐπορεύθην ἕως Βηθλεὲμ ᾿Ιούδα, καὶ εἰς τὸν οἶκόν μου ἐγὼ πορεύομαι, καὶ οὐκ ἔστιν ἀνὴρ συνάγων με εἰς τὴν οἰκίαν·

19καί γε ἄχυρα καὶ χορτάσματά ἐστι τοῖς ὄνοις ἡμῶν, καὶ ἄρτος καὶ οἶνός ἐστιν ἐμοὶ καὶ τῇ παιδίσκῃ καὶ τῷ νεανίσκῳ μετὰ τῶν παίδων σου, οὐκ ἔστιν ὑστέρημα παντὸς πράγματος.

20καὶ εἶπεν ἀνὴρ πρεσβύτης· εἰρήνη σοι, πλὴν πᾶν τὸ ὑστέρημά σου ἐπ᾿ ἐμέ· πλὴν ἐν τῇ πλατείᾳ οὐ μὴ αὐλισθήσῃ.

21καὶ εἰσήνεγκεν αὐτὸν εἰς τὸν οἶκον αὐτοῦ καὶ τόπον ἐποίησε τοῖς ὄνοις, καὶ αὐτοὶ ἐνίψαντο τοὺς πόδας αὐτῶν καὶ ἔφαγον καὶ ἔπιον.

22αὐτοὶ δὲ ἀγαθύνοντες καρδίαν αὐτῶν καὶ ἰδοὺ ἄνδρες τῆς πόλεως υἱοὶ παρανόμων ἐκύκλωσαν τὴν οἰκίαν κρούοντες ἐπὶ τὴν θύραν. καὶ εἶπον πρὸς τὸν ἄνδρα τὸν κύριον τοῦ οἴκου τὸν πρεσβύτην λέγοντες· ἐξένεγκε τὸν ἄνδρα, ὃς εἰσῆλθεν εἰς τὴν οἰκίαν σου, ἵνα γνῶμεν αὐτόν.

23καὶ ἐξῆλθε πρὸς αὐτοὺς ἀνὴρ κύριος τοῦ οἴκου καὶ εἶπε· μὴ ἀδελφοί, μὴ κακοποιήσητε δὴ μετὰ τὸ εἰσελθεῖν τὸν ἄνδρα τοῦτον εἰς τὴν οἰκίαν μου, μὴ ποιήσητε τὴν ἀφροσύνην ταύτην·

24ἰδὲ θυγάτηρ μου παρθένος καὶ παλλακὴ αὐτοῦ, ἐξάξω αὐτάς, καὶ ταπεινώσατε αὐτὰς καὶ ποιήσατε αὐταῖς τὸ ἀγαθὸν ἐν ὀφθαλμοῖς ὑμῶν· καὶ τῷ ἀνδρὶ τούτῳ μὴ ποιήσητε τὸ ῥῆμα τῆς ἀφροσύνης ταύτης.

25καὶ οὐκ εὐδόκησαν οἱ ἄνδρες τοῦ εἰσακοῦσαι αὐτοῦ. καὶ ἐπελάβετο ἀνὴρ τῆς παλλακῆς αὐτοῦ καὶ ἐξήγαγεν αὐτὴν πρὸς αὐτοὺς ἔξω, καὶ ἔγνωσαν αὐτὴν καὶ ἐνέπαιζον ἐν αὐτῇ ὄλην τὴν νύκτα ἕως τὸ πρωΐ· καὶ ἐξαπέστειλαν αὐτήν, ὡς ἀνέβη τὸ πρωΐ.

26καὶ ἦλθεν γυνὴ πρὸς τὸν ὄρθρον καὶ ἔπεσε παρὰ τὴν θύραν τοῦ οἴκου, οὗ ἦν αὐτῆς ἐκεῖ ἀνήρ, ἕως οὗ διέφαυσε.

27καὶ ἀνέστη ἀνὴρ αὐτῆς τὸ πρωΐ καὶ ἤνοιξε τὰς θύρας τοῦ οἴκου, καὶ ἐξῆλθε τοῦ πορευθῆναι τὴν ὁδὸν αὐτοῦ, καί ἰδοὺ γυνὴ αὐτοῦ παλλακὴ πεπτωκυῖα παρὰ τὰς θύρας τοῦ οἴκου, καὶ αἱ χεῖρες αὐτῆς ἐπὶ τὸ πρόθυρον.

28καὶεἶπε πρὸς αὐτήν· ἀνάστα καὶ ἀπέλθωμεν· καὶ οὐκ ἀπεκρίθη, ὅτι ἦν νεκρά. καὶ ἔλαβεν αὐτὴν ἐπὶ τὸν ὄνον καὶ ἐπορεύθη εἰς τὸν τόπον αὐτοῦ.

29καὶ ἔλαβε τὴν ρομφαίαν καὶ ἐκράτησε τὴν παλλακὴν αὐτοῦ καὶ ἐμέλισεν αὐτὴν εἰς δώδεκα μέλη καὶ ἀπέστειλεν αὐτὰ ἐν παντὶ ὁρίῳ ᾿Ισραήλ.

30καὶ ἐγένετο πᾶς βλέπων ἔλεγεν· οὐκ ἐγένετο καὶ οὐχ ἑώραται ἀπὸ ἡμέρας ἀναβάσεως υἱῶν ᾿Ισραὴλ ἐκ γῆς Αἰγύπτου ἕως τῆς ἡμέρας ταύτης θέσθε ὑμῖν αὐτοῖς βουλὴν ἐπ᾿ αὐτὴν καὶ λαλήσατε.

English

1And it was so in those days [that] there was no king in Israel. And there was a Levite sojourning in the sides of mount Ephraim, and he took to himself a concubine from Bethleem Juda.

2And his concubine departed from him, and went away from him to the house of her father to Bethleem Juda, and she was there four months.

3And her husband rose up, and went after her to speak kindly to her, to recover her to himself; and he had his young man with him, and a pair of asses; and she brought him into the house of her father; and the father of the damsel saw him, and was well pleased to meet him.

4And his father-in-law, the father of the damsel, constrained him, and he stayed with him for three days; and they ate and drank, and lodged there.

5And it came to pass on the fourth day that they rose early, and he stood up to depart; and the father of the damsel said to his son-in-law, Strengthen thy heart with a morsel of bread, and afterwards ye shall go.

6So they two sat down together and ate and drank: and the father of the damsel said to her husband, Tarry now the night, and let thy heart be merry.

7And the man rose up to depart; but his father-in-law constrained him, and he stayed and lodged there.

8And he rose early in the morning on the fifth day to depart; and the father of the damsel said, Strengthen now thine heart, and quit thyself as a soldier till the day decline; and the two ate.

9And the man rose up to depart, he and his concubine, and his young man; but his father-in-law the father of the damsel said to him, Behold now, the day has declined toward evening; lodge here, and let thy heart rejoice; and ye shall rise early to-morrow for your journey, and thou shalt go to thy habitation.

10But the man would not lodge there, but he arose and departed, and came to the part opposite Jebus, (this is Jerusalem,) and [there was] with him a pair of asses saddled, and his concubine [was] with him.

11And they came as far as Jebus: and the day had far advanced, and the young man said to his master, Come, I pray thee, and let us turn aside to this city of the Jebusites, and let us lodge in it.

12And his master said to him, We will not turn aside to a strange city, where there is not one of the children of Israel, but we will pass on as far as Gabaa.

13And he said to his young man, Come, and let us draw nigh to one of the places, and we will lodge in Gabaa or in Rama.

14And they passed by and went on, and the sun went down upon them near to Gabaa, which is in Benjamin.

15And they turned aside thence to go in to lodge in Gabaa; and they went in, and sat down in the street of the city, and there was no one who conducted them into a house to lodge.

16And behold, an old man came out of the field from his work in the evening; and the man was of mount Ephraim, and he sojourned in Gabaa, and the men of the place [were] sons of Benjamin.

17And he lifted up his eyes, and saw a traveller in the street of the city; and the old man said to him, Whither goest thou, and whence comest thou?

18And he said to him, We are passing by from Bethleem Juda to the sides of mount Ephraim: I am from thence, and I went as far as Bethleem Juda, and I am going home, and there is no man to take me into his house.

19Yet is there straw and food for our asses, and bread and wine for me and my handmaid and the young man with thy servants; there is no want of anything.

20And the old man said, Peace [be] to thee; only be every want of thine upon me, only do thou by no means lodge in the street.

21And he brought him into his house, and made room for his asses; and they washed their feet, and ate and drank.

22And they [were] comforting their heart, when, behold, the men of the city, sons of transgressors, compassed the house, knocking at the door: and they spoke to the old man the owner of the house, saying, Bring out the man who came into thy house, that we may know him.

23And the master of the house came out to them, and said, Nay, brethren, do not ye wrong, I pray you, after this man has come into my house; do not ye this folly.

24Behold my daughter a virgin, and the man’s concubine: I will bring them out, and humble ye them, and do to them that which is good in your eyes; but to this man do not this folly.

25But the men would not consent to hearken to him; so the man laid hold of his concubine, and brought her out to them; and they knew her, and abused her all night till the morning, and let her go when the morning dawned.

26And the woman came toward morning, and fell down at the door of the house where her husband was, until it was light.

27And her husband rose up in the morning, and opened the doors of the house, and went forth to go on his journey; and, behold, the woman his concubine had fallen down by the doors of the house, and her hands were on the threshold.

28And he said to her, Rise, and let us go; and she answered not, for she was dead: and he took her upon his ass, and went to his place.

29And he took his sword, and laid hold of his concubine, and divided her into twelve parts, and sent them to every coast of Israel.

30And it was so, that every one who saw it said, [Such a day] as this has not happened nor has been seen from the day of the going up of the children of Israel out of the land of Egypt until this day: take ye counsel concerning it, and speak.

Açıklamalar

  1. Ayet 1

    Grekçe metindeki "μηροῖς" (uyluk/kalça) kelimesi, İbranice "yerekah" kelimesinin birebir çevirisi olup coğrafi olarak dağlık bölgenin en sapa ve iç kısımlarını betimlemek için kullanılan İbrani kültürü kökenli bir metafordur.

  2. Ayet 2

    Masoretik metinde kadının sadakatsizlik yaptığına veya öfkelendiğine dair "zanah" fiili kullanılırken, Grekçe Septuaginta metni bu ahlaki yargıyı içermez ve sadece kadının ayrılıp gittiğini belirtir.

  3. Ayet 3

    "Yüreğinin üzerine konuşmak" (λαλῆσαι ἐπὶ καρδίαν) ifadesi, antik Yakın Doğu ve İbrani kültüründe birini teselli etmek, ikna etmek ve sevgisini kazanmak için kullanılan tipik bir deyimdir.

  4. Ayet 9

    Grekçe metindeki "σκήνωμά" (çadır) kelimesi, yerleşik hayata geçilmiş olmasına rağmen İsrailoğullarının göçebe geçmişine ve dinsel diline ait olan "ev" anlamındaki kültürel bir kalıntıdır.

  5. Ayet 22

    "Yasa tanımazların oğulları" (υἱοὶ παρανόμων) ifadesi, İbranice "Belial oğulları" (değersiz, yıkıcı, kötü adamlar) deyiminin Grekçe çevirisi olup Tevrat hukukuna ve toplumsal düzene başkaldıran kişileri tanımlar.

  6. Ayet 22

    "Onu tanıyalım" (ἵνα γνῶμεν αὐτόν) ifadesindeki "tanımak" fiili, antik İbrani ve Grek dillerinde homoseksüel tecavüzü ve cinsel ilişkiyi ifade eden yaygın bir örtmecedir (euphemism).

  7. Ayet 23

    "Ahlaksızlık/delilik" (ἀφροσύνη) kelimesi, antik İsrail toplumsal yapısında konukseverlik yasalarının çiğnenmesini ve toplumsal düzeni sarsan ağır cinsel suçları tanımlayan teknik bir terimdir.