Septuaginta

3. Krallar 10

28 ayet

Türkçe

1Saba kraliçesi, Süleyman’ın adını ve Rab’bin adını duydu; onu bilmecelerle sınamak için geldi.

2Kudüs’e çok büyük bir askeri güçle, baharatlar, pek çok altın ve değerli taşlar taşıyan develerle girdi. Süleyman’ın huzuruna çıkıp yüreğindeki her şeyi onunla konuştu.

3Süleyman onun bütün sorularını yanıtladı; kral tarafından gözden kaçırılmış ve ona açıklamadığı hiçbir konu kalmadı.

4Saba kraliçesi, Süleyman’ın bütün bilgeliğini ve yaptırdığı sarayı gördü;

5sofrasındaki yiyecekleri, görevlilerinin oturma düzenini, hizmetkârlarının duruşunu ve giysilerini, sakilerini ve Rab’bin evinde sunduğu yakmalık sunuları görünce hayranlıktan kendinden geçti.

6Kral Süleyman’a şöyle dedi: "Ülkemde senin sözlerin ve bilgeliğin hakkında duyduğum haberler meğer doğruymuş.

7Gelip kendi gözlerimle görünceye dek söylenenlere inanmamıştım. Ama bak, bana anlatılanlar gerçeğin yarısı bile değilmiş; senin bilgeliğin ve iyiliğin, ülkemde duyduğum ünü çok aşıyor.

8Ne mutlu senin kadınlarına! Ne mutlu senin önünde sürekli duran ve senin bilgeliğini işiten bu hizmetkârlarına!

9Seni İsrail tahtına oturtmaktan hoşnut kalan Tanrın Rab’be övgüler olsun! Rab İsrail’i sonsuza dek sarsılmaz kılmak için duyduğu sevgiden ötürü, davalarında adaleti ve doğruluğu uygulayasın diye seni onların üzerine kral yaptı."

10Böylece kral Süleyman’a yüz yirmi talant altın, çok büyük miktarda baharat ve değerli taşlar verdi. Saba kraliçesinin Kral Süleyman’a verdiği o baharatlar kadar bol baharat bir daha hiç gelmedi. (11. Sufir’den altın taşıyan Hiram’ın gemisi de oradan pek çok yontulmuş kereste ve değerli taşlar getirdi.

12Kral bu yontulmuş keresteleri Rab’bin evi ve kralın sarayı için destekler, ayrıca ezgiciler için lirler ve çenkler yapmakta kullandı. Ülkeye o günden bu yana öyle yontulmuş kereste ne geldi ne de görüldü.)

13Kral Süleyman, Saba kraliçesine kendi eliyle verdiklerinin yanı sıra, onun dilediği ve istediği her şeyi de verdi. Bundan sonra kraliçe ve bütün hizmetkârları dönüp kendi ülkelerine gittiler.

14Bir yıl içinde Süleyman’a gelen altının ağırlığı altı yüz altmış altı talant altın kadardı.

15Buna boyunduruk altındakilerin vergileri, tüccarların getirdikleri, nehrin karşı yakasındaki bütün kralların ve ülkenin valilerinin sundukları dâhil değildi.

16Kral Süleyman dövme altından üç yüz mızrak yaptırdı; her bir mızrağa üç yüz şikel altın gitti.

17Dövme altından üç yüz küçük kalkan daha yaptırdı; her bir kalkana üç mina altın gitti. Kral bunları Lübnan Ormanı Sarayı’na yerleştirdi.

18Kral ayrıca fildişinden büyük bir taht yaptırdı ve onu saf altınla kapladı.

19Tahtın altı basamağı vardı; arkasında buzağı başı kabartmaları, oturulacak yerin iki yanında kolluklar ve bu kollukların yanında duran iki aslan heykeli bulunuyordu.

20Altı basamağın iki yanında, sağda ve solda on iki aslan duruyordu. Başka hiçbir krallıkta böylesi yapılmamıştı.

21Süleyman’ın bütün içki kapları altındandı; Lübnan Ormanı Sarayı’nın bütün kap kacakları da saf altından yapılmıştı. Gümüşten hiçbir şey yoktu; çünkü Süleyman’ın döneminde gümüşün hiçbir değeri yoktu.

22Çünkü kral Süleyman’ın denizde Hiram’ın gemileriyle birlikte Tarşiş gemileri vardı. Tarşiş gemileri üç yılda bir altın, gümüş, oyma taşlar ve yontulmuş taşlar getirirdi. 22α. Kral Süleyman’ın Rab’bin evini, kralın sarayını, Kudüs surunu, kaleyi inşa etmek; Davut kentinin gediklerini kapamak, Asur’u, Megiddo’yu, Gezer’i, yukarı Beyt-horon’u, Yetermath’ı, bütün savaş arabası kentlerini, bütün atlıların kentlerini ve Süleyman’ın Kudüs’te ve egemen olduğu bütün topraklarda inşa etmek istediği her şeyi yapmak için topladığı zorunlu işçi gücünün düzeni şöyleydi: 22β. İsrailoğullarından olmayan Hititler, Amorlular, Perizliler, Kenanlılar, Hivliler, Yevuslular ve Girgaşlılardan geriye kalan halkın, yani İsrailoğullarının tamamen yok edemeyip ülkede kalan çocuklarını Süleyman bugüne dek zorunlu işçi olarak çalıştırdı. 22γ. Ancak Süleyman İsrailoğullarından kimseyi köle yapmadı; çünkü onlar savaşçılar, onun hizmetkârları, önderleri, seçkin komutanları, savaş arabalarının ve atlılarının komutanlarıydılar.

23Kral Süleyman zenginlikte ve bilgelikte yeryüzünün bütün krallarından üstündü.

24Bütün dünya kralları, Tanrı’nın Süleyman’ın yüreğine koyduğu bilgeliği dinlemek için onun huzuruna çıkmak isterdi.

25Her yıl gelenler kendi armağanlarını; altın kaplar, giysiler, mür yağı, baharatlar, atlar ve katırlar getirirlerdi.

26Süleyman’ın savaş arabaları için dört bin kısrağı ve on iki bin atlısı vardı; bunları savaş arabası kentlerine ve Kudüs’te kendi yanına yerleştirdi. 26α. Fırat Irmağı’ndan Filist ülkesine ve Mısır sınırına kadar olan bütün krallara egemen oldu.

27Kral Kudüs’te altını ve gümüşü taş bolluğuna ulaştırdı; sedir ağaçlarını da ovadaki yabanıl incir ağaçları kadar bol kıldı.

28Süleyman’ın atları Mısır’dan ve Tekoa’dan getirilirdi; kralın tüccarları bunları Tekoa’dan bedeli karşılığında satın alırlardı.

29Mısır’dan getirilen bir savaş arabası yüz gümüş şikele, bir at ise elli gümüş şikele mal olurdu. Bunları deniz yoluyla bütün Hitit krallarına ve Suriye krallarına da götürürlerdi.

Grekçe

1ΚΑΙ βασίλισσα Σαβὰ ἤκουσε τὸ ὄνομα Σαλωμὼν καὶ τὸ ὄνομα Κυρίου καὶ ἦλθε πειράσαι αὐτὸν ἐν αἰνίγμασι·

2καὶ ἦλθεν εἰς ῾Ιερουσαλὴμ ἐν δυνάμει βαρείᾳ σφόδρα, καὶ κάμηλοι αἴρουσαι ἡδύσματα καὶ χρυσὸν πολὺν σφόδρα καὶ λίθον τίμιον, καὶ εἰσῆλθε πρὸς Σαλωμὼν καὶ ἐλάλησεν αὐτῷ πάντα ὅσα ἦν ἐν τῇ καρδίᾳ αὐτῆς.

3καὶ ἀπήγγειλεν αὐτῇ Σαλωμὼν πάντας τοὺς λόγους αὐτῆς· οὐκ ἦν λόγος παρεωραμένος παρὰ τοῦ βασιλέως, ὃν οὐκ ἀπήγγειλεν αὐτῇ.

4καὶ εἶδε βασίλισσα Σαβὰ πᾶσαν τὴν φρόνησιν Σαλωμὼν καὶ τὸν οἶκον, ὃν ᾠκοδόμησε,

5καὶ τὰ βρώματα Σαλωμὼν καὶ τὴν καθέδραν παίδων αὐτοῦ καὶ τὴν στάσιν λειτουργῶν αὐτοῦ καὶ τὸν ἱματισμὸν αὐτοῦ καὶ τοὺς οἰνοχόους αὐτοῦ, καὶ τὴν ὁλοκαύτωσιν αὐτοῦ, ἣν ἀνέφερεν ἐν οἴκῳ Κυρίου, καὶ ἐξ ἑαυτῆς ἐγένετο.

6καὶ εἶπε πρὸς τὸν βασιλέα Σαλωμών· ἀληθινὸς λόγος, ὃν ἤκουσα ἐν τῇ γῇ μου περὶ τοῦ λόγου σου καὶ περὶ τῆς φρονήσεώς σου,

7καὶ οὐκ ἐπίστευσα τοῖς λαλοῦσί μοι, ἕως ὅτου παρεγενόμην καὶ ἑωράκασιν οἱ ὀφθαλμοί μου, καὶ ἰδοὺ οὐκ εἰσὶ τὸ ἥμισυ καθὼς ἀπήγγειλάν μοι· προστέθεικας ἀγαθὰ πρὸς αὐτὰ ἐπὶ πᾶσαν τὴν ἀκοήν, ἣν ἤκουσα ἐν τῇ γῇ μου·

8μακάριαι αἱ γυναῖκές σου, μακάριοι οἱ παῖδές σου οὗτοι οἱ παρεστηκότες ἐνώπιόν σου διόλου, οἱ ἀκούοντες πᾶσαν τὴν φρόνησίν σου·

9γένοιτο Κύριος Θεός σου εὐλογημένος, ὃς ἠθέλησεν ἐν σοὶ δοῦναί σε ἐπὶ θρόνον ᾿Ισραήλ· διὰ τὸ ἀγαπᾶν Κύριον τὸν ᾿Ισραὴλ στῆσαι εἰς τὸν αἰῶνα καὶ ἔθετό σε βασιλέα ἐπ᾿ αὐτοὺς τοῦ ποιεῖν κρίμα ἐν δικαιοσύνῃ καὶ ἐν κρίμασιν αὐτῶν.

10καὶ ἔδωκε τῷ Σαλωμὼν ἑκατὸν εἴκοσι τάλαντα χρυσίου καὶ ἡδύσματα πολλὰ σφόδρα καὶ λίθον τίμιον· οὐκ ἐληλύθει κατὰ τὰ ἡδύσματα ἐκεῖνα ἔτι εἰς πλῆθος, ἔδωκε βασίλισσα Σαβὰ τῷ βασιλεῖ Σαλωμών. (11 καὶ ναῦς Χιρὰμ αἴρουσα τὸ χρυσίον ἐκ Σουφὶρ ἤνεγκε ξύλα πελεκητὰ πολλὰ σφόδρα καὶ λίθον τίμιον·

12καὶ ἐποίησεν βασιλεὺς τὰ ξύλα τὰ πελεκητὰ ὑποστηρίγματα τοῦ οἴκου Κυρίου καὶ τοῦ οἴκου τοῦ βασιλέως καὶ νάβλας καὶ κινύρας τοῖς ᾠδοῖς· οὐκ ἐληλύθει τοιαῦτα ξύλα ἀπελέκητα ἐπὶ τῆς γῆς, οὐδὲ ὤφθησάν που ἕως τῆς ἡμέρας ταύτης).

13καὶ βασιλεὺς Σαλωμὼν ἔδωκε τῇ βασιλίσσῃ Σαβὰ πάντα, ὅσα ἠθέλησεν, ὅσα ᾐτήσατο, ἐκτὸς πάντων ὧν ἐδεδόκει αὐτῇ διὰ χειρὸς τοῦ βασιλέως Σαλωμών· καὶ ἀπεστράφη καὶ ἦλθεν εἰς τὴν γῆν αὐτῆς, αὐτὴ καὶ πάντες οἱ παῖδες αὐτῆς.

14Καὶ ἦν σταθμὸς τοῦ χρυσίου τοῦ ἐληλυθότος τῷ Σαλωμὼν ἐν ἐνιαυτῷ ἑνὶ ἑξακόσια καὶ ἐξηκονταὲξ τάλαντα χρυσίου,

15χωρὶς τῶν φόρων τῶν ὑποτεταγμένων καὶ τῶν ἐμπόρων καὶ πάντων τῶν βασιλέων τοῦ πέραν καὶ τῶν σατραπῶν τῆς γῆς.

16καὶ ἐποίησε Σαλωμὼν τριακόσια δόρατα χρυσᾶ ἐλατά. —τριακόσιοι χρυσοῖ ἐπῆσαν ἐπὶ τὸ δόρυ τὸ ἓν

17καὶ τριακόσια ὅπλα χρυσᾶ ἐλατὰκαὶ τρεῖς μναῖ ἐνῆσαν χρυσοῦ εἰς τὸ ὅπλον τὸ ἓνκαὶ ἔδωκεν αὐτὰ βασιλεὺς εἰς οἶκον δρυμοῦ τοῦ Λιβάνου.

18καὶ ἐποίησεν βασιλεὺς θρόνον ἐλεφάντινον μέγαν καὶ περιεχρύσωσεν αὐτὸν χρυσίῳ δοκίμῳ·

19ἓξ ἀναβαθμοὶ ἐν θρόνῳ καὶ προτομαὶ μόσχων τῷ θρόνῳ ἐκ τῶν ὀπίσω αὐτοῦ καὶ χεῖρες ἔνθεν καὶ ἔνθεν ἐπὶ τοῦ τόπου τῆς καθέδρας, καὶ δύο λέοντες ἑστηκότες παρὰ τὰς χεῖρας,

20καὶ δώδεκα λέοντες ἑστῶτες ἐκεῖ ἐπὶ τῶν ἓξ ἀναβαθμῶν ἔνθεν καὶ ἔνθεν· οὐ γέγονεν οὕτως πάσῃ βασιλείᾳ.

21καὶ πάντα τὰ σκεύη τὰ ὑπὸ τοῦ Σαλωμὼν γεγονότα χρυσᾶ καὶ λουτῆρες χρυσοῖ, καὶ πάντα τὰ σκεύη οἴκου δρυμοῦ τοῦ Λιβάνου χρυσίῳ συγκεκλεισμένα, οὐκ ἦν ἀργύριον, ὅτι οὐκ ἦν λογιζόμενον ἐν ταῖς ἡμέραις Σαλωμών·

22ὅτι ναῦς Θαρσὶς τῷ βασιλεῖ Σαλωμὼν ἐν τῇ θαλάσσῃ μετὰ τῶν νηῶν Χιράμ, μία διὰ τριῶν ἐτῶν ἤρχετο τῷ βασιλεῖ ναῦς ἐκ θαρσὶς χρυσίου καὶ ἀργυρίου καὶ λίθων τορευτῶν καὶ πελεκητῶν. 22α Αὕτη ἦν πραγματεία τῆς προνομῆς, ἧς ἀνήνεγκεν βασιλεὺς Σαλωμὼν οἰκοδομῆσαι τὸν οἶκον Κυρίου καὶ τὸν οἶκον τοῦ βασιλέως καὶ τὸ τεῖχος ῾Ιερουσαλὴμ καὶ τὴν ἄκραν, τοῦ περιφράξαι τὸν φραγμὸν τῆς πόλεως Δαυὶδ καὶ τὴν ᾿Ασσοὺρ καὶ τὴν Μαγδὰλ καὶ τὴν Γαζὲρ καὶ τὴν Βαιθωρὼν τὴν ἀνωτέρω καὶ τὴν ᾿Ιεθαρμὰθ καὶ πάσας τὰς πόλεις τῶν ἁρμάτων καὶ πάσας τὰς πόλεις τῶν ἱππέων καὶ τὴν πραγματείαν Σαλωμών, ἣν ἐπραγματεύσατο οἰκοδομῆσαι ἐν ῾Ιερουσαλὴμ καὶ ἐν πάσῃ τῇ γῇ, τοῦ μὴ κατάρξαι αὐτοῦ. 22β πάντα τὸν λαὸν τὸν ὑπολελειμμένον ὑπὸ τοῦ Χετταίου καὶ τοῦ ᾿Αμορραίου καὶ τοῦ Φερεζαίου καὶ τοῦ Χαναναίου καὶ τοῦ Εὐαίου καὶ τοῦ ᾿Ιεβουσαίου καὶ τοῦ Γεργεσαίου, τῶν μὴ ἐκ τῶν υἱῶν ᾿Ισραὴλ ὄντων, τὰ τέκνα αὐτῶν τὰ ὑπολελειμμένα μετ᾿ αὐτοῦ ἐν τῇ γῇ, οὓς οὐκ ἐδύναντο οἱ υἱοὶ ᾿Ισραὴλ ἐξολοθρεῦσαι αὐτούς, καὶ ἀνήγαγεν αὐτοὺς Σαλωμὼν εἰς φόρον ἕως τῆς ἡμέρας ταύτης. 22γ καὶ ἐκ τῶν υἱῶν ᾿Ισραὴλ οὐκ ἔδωκε Σαλωμὼν πρᾶγμα, ὅτι αὐτοὶ ἦσαν ἄνδρες οἱ πολεμισταὶ καὶ παῖδες αὐτοῦ καὶ ἄρχοντες καὶ τρισσοὶ αὐτοῦ καὶ ἄρχοντες τῶν ἁρμάτων αὐτοῦ καὶ ἱππεῖς αὐτοῦ.

23Καὶ ἐμεγαλύνθη Σαλωμὼν ὑπὲρ πάντας τοὺς βασιλεῖς τῆς γῆς πλούτῳ καὶ φρονήσει.

24καὶ πάντες βασιλεῖς τῆς γῆς ἐζήτουν τὸ πρόσωπον Σαλωμὼν τοῦ ἀκοῦσαι τῆς φρονήσεως αὐτοῦ, ἧς ἔδωκε Κύριος τῇ καρδίᾳ αὐτοῦ.

25καὶ αὐτοὶ ἔφερον ἕκαστος τὰ δῶρα, σκεύη χρυσᾶ καὶ ἱματισμόν, στακτὴν καὶ ἡδύσματα καὶ ἵππους καὶ ἡμιόνους τὸ κατ᾿ ἐνιαυτὸν ἐνιαυτῷ.

26καὶ ἦσαν τῷ Σαλωμὼν τέσσαρες χιλιάδες θήλειαι ἵπποι εἰς ἅρματα καὶ δώδεκα χιλιάδες ἱππέων, καὶ ἔθετο αὐτὰς ἐν ταῖς πόλεσι τῶν ἁρμάτων καὶ μετὰ τοῦ βασιλέως ἐν ῾Ιερουσαλήμ. 26α καὶ ἦν ἡγούμενος πάντων τῶν βασιλέων ἀπὸ τοῦ ποταμοῦ καὶ ἕως γῆς ἀλλοφύλων καὶ ἕως ὁρίων Αἰγύπτου. 27καὶ ἔδωκεν βασιλεὺς τὸ χρυσίον καὶ τὸ ἀργύριον ἐν ῾Ιερουσαλὴμ ὡς λίθους, καὶ τὰς κέδρους ἔδωκεν ὡς συκαμίνους τὰς ἐν τῇ πεδινῇ εἰς πλῆθος,

28καὶ ἔξοδος Σαλωμὼν τῶν ἱππέων καὶ ἐξ Αἰγύπτου καὶ ἐκ Θεκουέ, ἔμποροι τοῦ βασιλέως ἐλάμβανον ἐκ Θεκουὲ ἐν ἀλλάγματι·

29καὶ ἀνέβαινεν ἔξοδος ἐξ Αἰγύπτου, ἅρμα ἀντὶ ἑκατὸν ἀργυρίου καὶ ἵππος ἀντὶ πεντήκοντα ἀργυρίου· καὶ οὕτως πᾶσι τοῖς βασιλεῦσι Χεττιΐν καὶ βασιλεῦσι Συρίας κατὰ θάλασσαν ἐξεπορεύοντο.

English

1And the queen of Saba heard of the name of Solomon, and the name of the Lord, and she came to try him with riddles.

2And she came to Jerusalem with a very great train; and [there came] camels bearing spices, and very much gold, and precious stones: and she came in to Solomon, and told him all that was in her heart.

3And Solomon answered all her questions: and there was not a question overlooked by the king which he did not answer her.

4And the queen of Saba saw all the wisdom of Solomon, and the house which he built,

5and the provision of Solomon and the sitting of his attendants, and the standing of his servants, and his raiment, and his cup-bearers, and his whole-burnt-offering which he offered in the house of the Lord, and she was utterly amazed.

6And she said to king Solomon, [It was] a true report which I heard in my land of thy words and thy wisdom.

7But I believed not them that told me, until I came and my eyes saw: and, behold, the words as they reported to me are not the half: thou hast exceeded in goodness all the report which I heard in my land.

8Blessed [are] thy wives, blessed [are] these thy servants who stand before thee continually, who hear all thy wisdom.

9Blessed be the Lord thy God, who has taken pleasure in thee, to set thee upon the throne of Israel, because the Lord loved Israel to establish [him] for ever; and he has made thee king over them, to execute judgment with justice, and in their causes.

10And she gave to Solomon a hundred and twenty talents of gold, and very many spices, and precious stones: there had not come any other spices so abundant as those which the queen of Saba gave to king Solomon.

11And the ship of Chiram which brought the gold from Suphir, brought very much hewn timber and precious stones.

12And the king made the hewn timber [into] buttresses of the house of the Lord and the king’s house, and lyres and harps for singers: such hewn timber had not come upon the earth, nor have been seen anywhere until this day.

13And king Solomon gave to the queen of Saba all that she desired, whatsoever she asked, besides all that he had given her by the hand of king Solomon: and she returned, and came into her own land, she and her servants.

14And the weight of gold that came to Solomon in one year was six hundred and sixty-six talents of gold.

15Besides the tributes of them that were subjects, both merchants and all the kings of the [country] beyond [the river], and of the princes of the land.

16And Solomon made three hundred spears of beaten gold: three hundred shekels of gold were upon one spear.

17And three hundred shields of beaten gold: and three pounds of gold were in one shield: and the king put them in the house of the forest of Lebanon.

18And the king made a great ivory throne, and gilded it with pure gold.

19The throne [had] six steps, and calves in bold relief to the throne behind it, and side-pieces on either hand of the place of the seat, and two lions standing by the side-pieces,

20and twelve lions standing there on the six steps on either side: it was not so done in any [other] kingdom.

21And all the vessels made by Solomon [were] of gold, and the lavers [were] golden, and all the vessels of the house of the forest of Lebanon were of pure gold; there was no silver, for it was not accounted of in the days of Solomon.

22For Solomon had a ship of Tharsis in the sea with the ships of Chiram: one ship came to the king every three years out of Tharsis, [laden with] gold and silver, and wrought stones, and hewn stones. 22α This was the arrangement of the provision which king Solomon fetched to build the house of the Lord, and the house of the king, and the wall of Jerusalem, and the citadel; to fortify the city of David, and Assur, and Magdal, and Gazer, and Baethoron the upper, and Jethermath, and all the cities of the chariots, and all the cities of the horsemen, and the fortification of Solomon which he purposed to build in Jerusalem and in all the land, so that none of the people should rule over him. 22β All the people that was left of the Chettite and the Amorite, and the Pherezite, and the Chananite, and the Evite, and the Jebusite, and the Gergesite, who were not of the children of Israel, their descendants who had been left with him in the land, whom the children of Israel could not utterly destroy; and Solomon made them tributaries until this day. 22γ But of the children of Israel Solomon made nothing; for they were the warriors, and his servants and rulers, and captains of the third order, and the captains of his chariots, and his horsemen.

23And Solomon increased beyond all the kings of the earth in wealth and wisdom.

24And all the kings of the earth sought the presence of Solomon, to hear his wisdom which the Lord [had] put into his heart.

25And they brought every one their gifts, vessels of gold, and raiment, and stacte, and spices, and horses, and mules, a rate year by year.

26And Solomon had four thousand mares for his chariots, and twelve thousand horsemen: and he put them in the cities of his chariots, and with the king in Jerusalem: 26α and he ruled over all the kings from the river to the land of the Philistines, and to the borders of Egypt.

27And the king made gold and silver in Jerusalem as stones, and he made cedars as the sycamores in the plain for multitude.

28And the goings forth of Solomon’s horsemen [was] also out of Egypt, and the king’s merchants [were] of Thecue; and they received them out of Thecue at a price.

29And that which proceeded out of Egypt went up [thus, even] a chariot for a hundred [shekels] of silver, and a horse for fifty [shekels] of silver: and thus for all the kings of the Chettians, and the kings of Syria, they came out by sea.

Açıklamalar

  1. Ayet 1

    Septuaginta metninde Süleyman’ın adının Rab’bin adıyla yan yana anılması, Helenistik dönem Yahudi teolojisinde kraliyet bilgeliğinin ilahi isimle olan doğrudan ilişkisini vurgular.

  2. Ayet 2

    "Ağır bir güç" (dynamei bareia) ifadesi, Saba kraliçesinin Kudüs’e sadece barışçıl bir diplomatik ziyaretle değil, aynı zamanda askeri ve siyasi bir gövde gösterisiyle geldiğini ima eden Helenistik askeri terminolojiyi yansıtır.

  3. Ayet 8

    Grekçe metindeki "kadınların" (gynaikes) ifadesi, Masoretik metindeki "adamların" (anaseka) kelimesiyle farklılık gösterir ve saray hiyerarşisindeki harem yapısına atıfta bulunur.

  4. Ayet 16

    Masoretik metindeki "büyük kalkan" (tsinnah) kelimesi Septuaginta’da "mızrak" (dorata) olarak çevrilmiştir; bu durum İskenderiye çevirmenlerinin askeri teçhizat algısındaki kültürel farkı gösterir.

  5. Ayet 22

    Masoretik metindeki "fildişi, maymunlar ve tavus kuşları" (shenhabbim, qophim, tukkiyim) ifadeleri, Septuaginta çevirmenleri tarafından fonetik benzerlikler ve Helenistik lüks tüketim malları bağlamında "oyulmuş ve yontulmuş taşlar" olarak yorumlanmıştır.

  6. Ayet 28

    Masoretik metindeki "Kue" (Kilikya) coğrafi terimi, Septuaginta’da Yahudiye’deki "Tekoa" kasabasıyla karıştırılarak çevrilmiştir, bu da yerel coğrafya bilgisinin çeviri üzerindeki etkisini gösterir.