Septuaginta

Yeşu 9

33 ayet

Türkçe

1Şeria'nın karşı yakasında, dağlık bölgede, ovada, Büyük Deniz'in bütün kıyısı boyunca ve Antilübnan yakınlarında yaşayan Amorluların kralları ile Hititler, Kenanlılar, Perizliler, Hivliler, Amorlular, Girgaşlılar ve Yevuslular bunu duyunca,

2Yeşu'ya ve İsrail'e karşı savaşmak üzere hep birlikte aynı yerde toplandılar.

02α O zaman Yeşu, Eval Dağı'nda İsrail'in Tanrısı RAB'be bir sunak kurdu.

02β Bu, RAB'bin kulu Musa'nın İsrailoğulları'na buyurduğu ve Musa'nın Yasa Kitabı'nda yazılı olduğu gibi, üzerine demir alet değmemiş, işlenmemiş taşlardan bir sunaktı. Orada RAB'be yakmalık sunular sundular ve esenlik kurbanları kestiler.

02γ Yeşu orada, İsrailoğulları'nın önünde, Musa'nın yazmış olduğu yasanın bir kopyasını taşların üzerine yazdı.

02δ Bütün İsrail, ileri gelenleri, görevlileri ve hakimleriyle birlikte, hem yabancılar hem de yerliler, sandığın her iki yanında, RAB'bin Antlaşma Sandığı'nı taşıyan Levili kâhinlerin önünde durdular. Halkın yarısı Gerizim Dağı'nın, yarısı da Eval Dağı'nın önünde yüzünü dönmüştü. Bu, RAB'bin kulu Musa'nın halkın kutsanması için daha önce buyurduğu gibi yapıldı.

02ε Bundan sonra Yeşu, Musa'nın Yasa Kitabı'nda yazılı olan her şeye uygun olarak, yasanın bütün sözlerini, kutsamaları ve lanetleri okudu.

02ζ Musa'nın buyurduğu sözlerden Yeşu'nun İsrail topluluğunun, kadınların, çocukların ve aralarında yaşayan yabancıların önünde okumadığı tek bir söz bile kalmadı.

3Gibeon sakinleri, RAB'bin Eriha'ya ve Ay Kenti'ne neler yaptığını duyunca,

4kendileri de kurnazca bir plan yaptılar. Yolculuk için azık hazırlayıp yola çıktılar; eşeklerine eski çuvallar, eski, yırtık ve bağlanmış şarap tulumları yüklediler.

5Ayaklarına eski, tabanları köseleleşmiş çarıklar giydiler, sırtlarına eski giysiler aldılar. Azık olarak yanlarına aldıkları bütün ekmekler kuru, küflü ve ufalanmıştı.

6Gilgal'daki ordugaha, Yeşu'nun yanına gelip ona ve İsrail'e, "Uzak bir ülkeden geldik" dediler, "Şimdi bizimle bir antlaşma yapın."

7İsrailoğulları bu Horlulara, "Belki de bizim yakınımızda yaşıyorsunuz" dediler, "Sizinle nasıl antlaşma yapabiliriz?"

8Yeşu'ya, "Biz senin kullarınız" dediler. Yeşu onlara, "Kimsiniz, nereden geliyorsunuz?" diye sordu.

9Onlar da, "Kulların, Tanrın RAB'bin adını duyarak çok uzak bir ülkeden geldiler" dediler, "Çünkü O'nun ününü ve Mısır'da yaptığı her şeyi duyduk."

10Şeria'nın karşı yakasındaki Amorlu krallara, yani Heşbon Kralı Sihon'a ve Aştarot ile Edreyi'de yaşamış olan Başan Kralı Og'a yaptığı her şeyi de duyduk.

11Bunun üzerine halkımızın ileri gelenleri ve ülkemizde yaşayanların hepsi bize şöyle dediler: "Yolculuk için yanınıza azık alın, onları karşılamaya gidin ve kendilerine, 'Biz sizin kullarınızız; şimdi bizimle bir antlaşma yapın' deyin."

12İşte ekmeklerimiz! Size gelmek üzere yola çıktığımız gün bunları fırından sıcak sıcak almıştık; oysa şimdi kurudular ve ufalandılar.

13Doldurduğumuzda yeni olan bu şarap tulumları da işte yırtıldı. Çok uzun süren yolculuktan ötürü giysilerimiz ve çarıklarımız da eskidi.

14İsrail önderleri onların azıklarından aldılar, ama RAB'be danışmadılar.

15Yeşu onlarla barış yaptı ve yaşamlarını bağışlamak üzere bir antlaşma kesti; topluluğun önderleri de onlara ant içtiler.

16Onlarla antlaşma yaptıktan üç gün sonra, bu halkın yakın komşuları olduğunu ve kendi aralarında yaşadıklarını öğrendiler.

17İsrailoğulları yola çıkıp üçüncü gün onların kentlerine vardılar; bu kentler Gibeon, Kefira, Beerot ve Yarin kentleri idi.

18Ancak İsrailoğulları onlara saldırmadı; çünkü topluluğun bütün önderleri İsrail'in Tanrısı RAB'bin adına onlara ant içmişlerdi. Bu yüzden bütün topluluk önderlere karşı söylendi.

19Önderler bütün topluluğa şöyle dediler: "Biz onlara İsrail'in Tanrısı RAB'bin adına ant içtik; bu yüzden şimdi onlara dokunamayız.

20Onlara şöyle yapacağız: Yaşamalarını bağışlayacağız ve onları esirgeyeceğiz; böylece onlara içtiğimiz ant yüzünden üzerimize bir gazap gelmeyecek."

21Önderler onlara, "Yaşasınlar" dediler. Böylece, önderlerin kendilerine söylediği gibi, bütün topluluk için odun kesiciler ve su taşıyıcılar oldular.

22Yeşu onları çağırıp şöyle dedi: "Aramızda yaşadığınız halde, neden 'Sizden çok uzaktayız' diyerek bizi aldattınız?

23Bu yüzden şimdi lanetlendiniz; aranızdan köleler, benim ve Tanrım için odun kesenler ve su taşıyanlar hiç eksik olmayacaktır."

24Yeşu'ya şöyle yanıt verdiler: "Tanrın RAB'bin, bu ülkenin tamamını size vermesi ve önünüzden bütün ülke halkını yok etmesi için kulu Musa'ya buyurduğu her şey bize açıkça bildirildi. Bu yüzden canımız için sizden çok korktuk ve bu işi yaptık.

25İşte şimdi ellerinizdeyiz; gözünüzde ne iyi ve ne doğru görünüyorsa bize onu yapın."

26Yeşu onlara öyle yaptı; o gün onları İsrailoğulları'nın elinden kurtardı ve onları öldürmediler.

27Yeşu o gün onları bütün topluluk ve Tanrı'nın sunağı için odun kesiciler ve su taşıyıcılar yaptı. Bu yüzden Gibeon halkı bugüne dek ve RAB'bin seçeceği yer için Tanrı'nın sunağının odun kesicileri ve su taşıyıcıları oldu.

Grekçe

1ΩΣ δὲ ἤκουσαν οἱ βασιλεῖς τῶν ᾿Αμορραίων οἱ ἐν τῷ πέραν τοῦ ᾿Ιορδάνου, οἱ ἐν τῇ ὀρεινῇ καὶ οἱ ἐν τῇ πεδινῇ καὶ οἱ ἐν πάσῃ τῇ παραλίᾳ τῆς θαλάσσης τῆς μεγάλης καὶ οἱ πρὸς τῷ ᾿Αντιλιβάνῳ καὶ οἱ Χετταῖοι καὶ οἱ Χαναναῖοι καὶ οἱ Φερεζαῖοι καὶ οἱ Εὐαῖοι καὶ οἱ ᾿Αμορραῖοι καὶ οἱ Γεργεσαῖοι καὶ οἱ ᾿Ιεβουσαῖοι,

2συνήλθοσαν ἐπὶ τὸ αὐτὸ ἐκπολεμῆσαι ᾿Ιησοῦν καὶ ᾿Ισραὴλ ἅμα πάντες. 2α Τότε ᾠκοδόμησεν ᾿Ιησοῦς θυσιαστήριον Κυρίῳ τῷ Θεῷ᾿Ισραὴλ ἐν ὄρει Γαιβάλ, 2β καθότι ἐνετείλατο Μωυσῆς θεράπων Κυρίου τοῖς υἱοῖς ᾿Ισραήλ, καθὰ γέγραπται ἐν τῷ νόμῳ Μωυσῆ, θυσιαστήριον λίθων ὁλοκλήρων, ἐφοὓς οὐκ ἐπεβλήθη σίδηρος, καὶ ἀνεβίβασεν ἐκεῖ ὁλοκαυτώματα Κυρίῳ καὶ θυσίαν σωτηρίου. 2γ καὶ ἔγραψεν ᾿Ιησοῦς ἐπὶ τῶν λίθων τὸ δευτερονόμιον, νόμον Μωυσῆ, ὃν ἔγραψεν ἐνώπιον τῶν υἱῶν ᾿Ισραὴλ 2δ καὶ πᾶς ᾿Ισραὴλ καὶ οἱ πρεσβύτεροι αὐτῶν καὶ οἱ δικασταὶ καὶ οἱ γραμματεῖς αὐτῶν παρεπορεύοντο ἔνθεν καὶ ἔνθεν τῆς κιβωτοῦ ἀπέναντι, καὶ οἱ ἱερεῖς καὶ οἱ Λευῖται ᾖραν τὴν κιβωτὸν τῆς διαθήκης Κυρίου, καὶ προσήλυτος καὶ αὐτόχθων, οἳ ἦσαν ἥμισυ πλησίον ὄρους Γαριζίν, καὶ οἳ ἦσαν ἥμισυ πλησίον ὄρους Γαιβάλ, καθότι ἐνετείλατο Μωυσῆς θεράπων Κυρίου εὐλογῆσαι τὸν λαὸν ἐν πρώτοις. 2ε καὶ μετὰ ταῦτα οὕτως ἀνέγνω ᾿Ιησοῦς πάντα τὰ ῥήματα τοῦ νόμου τούτου, τὰς εὐλογίας καὶ τὰς κατάρας, κατὰ πάντα τὰ γεγραμμένα ἐν τῷ νόμῳ Μωυσῆ· 2ζ οὐκ ἦν ρῆμα ἀπὸ πάντων ὧν ἐνετείλατο Μωυσῆς τῷ ᾿Ιησοῖ, οὐκ ἀνέγνω ᾿Ιησοῦς εἰς τὰ ὦτα πάσης ἐκκλησίας υἱῶν ᾿Ισραήλ, τοῖς ἀνδράσι καὶ ταῖς γυναιξὶ καὶ τοῖς παιδίοις καὶ τοῖς προσηλύτοις τοῖς προσπορευομένοις τῷ ᾿Ισραήλ.

3Καὶ οἱ κατοικοῦντες Γαβαὼν ἤκουσαν πάντα, ὅσα ἐποίησε Κύριος τῇ ῾Ιεριχὼ καὶ τῇ Γαί.

4καὶ ἐποίησαν καί γε αὐτοὶ μετὰ πανουργίας καὶ ἐλθόντες ἐπεσιτίσαντο καὶ ἡτοιμάσαντο καὶ λαβόντες σάκκους παλαιοὺς ἐπὶ τῶν ὄνων αὐτῶν καὶ ἀσκοὺς οἴνου παλαιοὺς καὶ κατερρωγότας ἀποδεδεμένους,

5καὶ τὰ κοῖλα τῶν ὑποδημάτων αὐτῶν, καὶ τὰ σανδάλια αὐτῶν παλαιὰ καὶκαταπεπελματωμένα ἐν τοῖς ποσὶν αὐτῶν. καὶ τὰ ἱμάτια αὐτῶν πεπαλαιωμένα ἐπάνω αὐτῶν, καὶ ἄρτος αὐτῶν τοῦ ἐπισιτισμοῦ ξηρὸς καὶ εὐρωτιῶν καὶ βεβρωμένος.

6καὶ ἤλθοσαν πρὸς ᾿Ιησοῦν εἰς τὴν παρεμβολὴν ᾿Ισραὴλ εἰς Γάλγαλα καὶ εἶπαν πρὸς ᾿Ιησοῦν καὶ ᾿Ισραήλ· ἐκ γῆς μακρόθεν ἥκαμεν, καὶ νῦν διάθεσθε ἡμῖν διαθήκην.καὶ εἶπαν οἱ υἱοὶ ᾿Ισραὴλ πρὸς τὸν Χορραῖον· ὅρα μὴ ἐν ἐμοὶ κατοικεῖς, καὶ πῶς σοι διαθῶμαι διαθήκην;

8καὶ εἶπαν πρὸς ᾿Ιησοῦν· οἰκέται σού ἐσμεν. καὶ εἶπε πρὸς αὐτοὺς ᾿Ιησοῦς· πόθεν ἐστὲ καὶ πόθεν παραγεγόνατε;

9καὶ εἶπαν· ἐκ γῆς μακρόθεν σφόδρα ἥκασιν οἱ παῖδές σου ἐν ὀνόματι Κυρίου τοῦ Θεοῦ σου· ἀκηκόαμεν γὰρ τὸ ὄνομα αὐτοῦ καὶ ὅσα ἐποίησεν ἐν Αἰγύπτῳ

10καὶ ὅσα ἐποίησε τοῖς βασιλεῦσι τῶν ᾿Αμορραίων, οἳ ἦσαν πέραν τοῦ ᾿Ιορδάνου, τῷ Σηὼν βασιλεῖ τῶν ᾿Αμορραίων καὶ τῷ ῍Ωγ βασιλεῖ τῆς Βασάν, ὃς κατῴκει ἐν ᾿Ασταρὼθ καὶ ἐν ᾿Εδραΐν.

11καὶ ἀκούσαντες εἶπαν πρὸς ἡμᾶς οἱ πρεσβύτεροι ἡμῶν καὶ πάντες οἱ κατοικοῦντες τὴν γῆν ἡμῶν λέγοντες· λάβετε ἑαυτοῖς ἐπισιτισμὸν εἰς τὴν ὁδὸν καὶ πορεύθητε εἰς συνάντησιν αὐτῶν καὶ ἐρεῖτε πρὸς αὐτούς· οἰκέται σού ἐσμεν, καὶ νῦν διάθεσθε ἡμῖν τὴν διαθήκην.

12οὗτοι οἱ ἄρτοι, θερμοὺς ἐφωδιάσθημεν αὐτοὺς ἐν τῇ ἡμέρᾳ, ἐξήλθομεν παραγενέσθαι πρὸς ὑμᾶς. νῦν δὲ ἐξηράνθησαν καὶ γεγόνασι βεβρωμένοι.

13καὶ οὗτοι οἱ ἀσκοὶ τοῦ οἴνου, οὓς ἐπλήσαμεν καινούς, καὶ οὗτοι ἐρρώγασι· καὶ τὰ ἱμάτια ἡμῶν καὶ τὰ ὑποδήματα ἡμῶν πεπαλαίωται ἀπὸ τῆς πολλῆς ὁδοῦ σφόδρα.

14καὶ ἔλαβον οἱ ἄρχοντες τοῦ ἐπισιτισμοῦ αὐτῶν καὶ Κύριον οὐκ ἐπηρώτησαν.

15καὶ ἐποίησεν ᾿Ιησοῦς πρὸς αὐτοὺς εἰρήνην καὶ διέθεντο πρὸς αὐτοὺς διαθήκην τοῦ διασῶσαι αὐτούς, καὶ ὤμοσαν αὐτοῖς οἱ ἄρχοντες τῆς συναγωγῆς.

16καὶ ἐγένετο μετὰ τρεῖς ἡμέρας μετὰ τὸ διαθέσθαι πρὸς αὐτοὺς διαθήκην, ἤκουσαν ὅτι ἐγγύθεν αὐτῶν εἰσι, καὶ ὅτι ἐν αὐτοῖς κατοικοῦσι.

17καὶ ἀπῇραν οἱ υἱοὶ ᾿Ισραὴλ καὶ ἦλθον εἰς τὰς πόλεις αὐτῶν· αἱ δὲ πόλεις αὐτῶν Γαβαὼν καὶ Κεφιρὰ καὶ Βηρὼθ καὶ πόλεις ᾿Ιαρίν.

18καὶ οὐκ ἐμαχέσαντο αὐτοῖς οἱ υἱοὶ ᾿Ισραήλ, ὅτι ὤμοσαν αὐτοῖς πάντες οἱ ἄρχοντες Κύριον τὸν Θεὸν ᾿Ισραήλ· καὶ διεγόγγυσαν πᾶσα συναγωγὴ ἐπὶ τοῖς ἄρχουσι.

19καὶ εἶπαν οἱ ἄρχοντες πάσῃ τῇ συναγωγῇ· ἡμεῖς ὠμόσαμεν αὐτοῖς Κύριον τὸν Θεὸν ᾿Ισραὴλ καὶ νῦν οὐ δυνησόμεθα ἅψασθαι αὐτῶν·

20τοῦτο ποιήσομεν, ζωγρῆσαι αὐτούς, καὶ περιποιησόμεθα αὐτούς, καὶ οὐκ ἔσται καθἡμῶν ὀργὴ διὰ τὸν ὅρκον, ὃν ὠμόσαμεν αὐτοῖς·

21ζήσονται καὶ ἔσονται ξυλοκόποι καὶ ὑδροφόροι πάσῃ τῇ συναγωγῇ, καθάπερ εἶπαν αὐτοῖς οἱ ἄρχοντες.

22καὶ συνεκάλεσεν αὐτοὺς ᾿Ιησοῦς καὶ εἶπεν αὐτοῖς· διατί παρελογίσασθέ με λέγοντες, μακρὰν ἀπὸ σοῦ ἐσμεν σφόδρα, ὑμεῖς δὲ ἐγχώριοί ἐστε τῶν κατοικούντων ἐν ἡμῖν;

23καὶ νῦν ἐπικατάρατοί ἐστε· οὐ μὴ ἐκλίπῃ ἐξ ὑμῶν δοῦλος οὐδὲ ξυλοκόπος οὐδὲ ὑδροφόρος ἐμοὶ καὶ τῷ Θεῷ μου.

24καὶ ἀπεκρίθησαν τῷ ᾿Ιησοῖ λέγοντες· ἀνηγγέλη ἡμῖν ὅσα συνέταξε Κύριος Θεός σου Μωυσῇ τῷ παιδὶ αὐτοῦ, δοῦναι ὑμῖν τὴν γῆν ταύτην καὶ ἐξολοθρεῦσαι ἡμᾶς καὶ πάντας τοὺς κατοικοῦντας ἐπαὐτῆς πρὸ προσώπου ὑμῶν, καὶ ἐφοβήθημεν σφόδρα περὶ τῶν ψυχῶν ἡμῶν ἀπὸ προσώπου ὑμῶν καὶ ἐποιήσαμεν τὸ πρᾶγμα τοῦτο.

25καὶ νῦν ἰδοὺ ἡμεῖς ὑποχείριοι ὑμῖν· ὡς ἀρέσκει ὑμῖν καὶ ὡς δοκεῖ ὑμῖν, ποιήσατε ἡμῖν.

26καὶ ἐποίησαν αὐτοῖς οὕτως· καὶ ἐξείλατο αὐτοὺς ᾿Ιησοῦς ἐν τῇ ἡμέρᾳ ἐκείνῃ ἐκ χειρῶν υἱῶν ᾿Ισραήλ, καὶ οὐκ ἀνεῖλον αὐτούς.

27καὶ κατέστησεν αὐτοὺς ᾿Ιησοῦς ἐν τῇ ἡμέρᾳ ἐκείνῃ ξυλοκόπους καὶ ὑδροφόρους πάσῃ τῇ συναγωγῇ καὶ τῷ θυσιαστηρίῳ τοῦ Θεοῦ· διὰ τοῦτο ἐγένοντο οἱ κατοικοῦντες Γαβαὼν ξυλοκόποι καὶ ὑδροφόροι τοῦ θυσιαστηρίου τοῦ Θεοῦ ἕως τῆς σήμερον ἡμέρας, καὶ εἰς τὸν τόπον, ὃν ἂν ἐκλέξηται Κύριος.

English

1And when the kings of the Amorites on the other side of Jordan, who were in the mountain country, and in the plain, and in all the coast of the great sea, and those who were near Antilibanus, and the Chettites, and the Chananites, and the Pherezites, and the Evites, and the Amorites, and the Gergesites, and the Jebusites, heard [of it],

2they came all together at the same time to make war against Joshua and Israel. 2α Then Joshua built an altar to the Lord God of Israel in mount Gaebal, 2β as Moses the servant of the Lord commanded the children of Israel, as it is written in the law of Moses, an altar of unhewn stones, on which iron had not been lifted up; and he offered there whole-burnt-offerings to the Lord, and a peace-offering. 2γ And Joshua wrote upon the stones a copy of the law, even the law of Moses, before the children of Israel. 2δ And all Israel, and their elders, and their judges, and their scribes, passed on one side and on the other before the ark; and the priests and the Levites took up the ark of the covenant of the Lord; and the stranger and the native were there, who were half of them near mount Garizin, and half near mount Gaebal, as Moses the servant of the Lord commanded at first, to bless the people. 2ε And afterwards Joshua read accordingly all the words of this law, the blessings and the curses, according to all things written in the law of Moses. 2ζ There was not a word of all that Moses charged Joshua, which Joshua read not in the ears of all the assembly of the children of Israel, the men, and the women, and the children, and the strangers that joined themselves to Israel.

3And the inhabitants of Gabaon heard of all that the Lord did to Jericho and Gai.

4And they also wrought craftily, and they went and made provision and prepared themselves; and having taken old sacks on their shoulders, and old and rent and patched bottles of wine,

5and the upper part of their shoes and their sandals old and clouted on their feet, and their garments old upon them-- and the bread of their provision was dry and mouldy and corrupt.

6And they came to Joshua into the camp of Israel to Galgala, and said to Joshua and Israel, We are come from a far land: now then make a covenant with us.

7And the children of Israel said to the Chorrhaean, Peradventure thou dwellest amongst us; and how should I make a covenant with thee?

8And they said to Joshua, We are thy servants: and Joshua said to them, Whence are ye, and whence have ye come?

9And they said, Thy servants are come from a very far country in the name of the Lord thy God: for we have heard his name, and all that he did in Egypt,

10and all that he did to the kings of the Amorites, who were beyond Jordan, to Seon king of the Amorites, and Og king of Basan, who dwelt in Astaroth and in Edrain.

11And our elders and all that inhabit our land when they heard spoke to us, saying, Take to yourselves provision for the way, and go to meet them; and ye shall say to them, We are thy servants, and now make a covenant with us.

12These [are] the loaves-- we took them hot for our journey on the day on which we came out to come to you; and now they are dried and become mouldy.

13And these [are] the skins of wine which we filled when new, and they are rent; and our garments and our shoes are worn out because of the very long journey.

14And the chiefs took of their provision, and asked not [counsel of] the Lord.

15And Joshua made peace with them, and they made a covenant with them to preserve them; and the princes of the congregation sware to them.

16And it came to pass three days after they had made a covenant with them, they heard that they were near neighbours, and that they dwelt among them.

17And the children of Israel departed and came to their cities; and their cities [were] Gabaon, and Kephira, and Berot, and the cities of Jarin.

18And the children of Israel fought not with them, because all the princes sware to them by the Lord God of Israel; and all the congregation murmured at the princes.

19And the princes said to all the congregation: We have sworn to them by the Lord God of Israel, and now we shall not be able to touch them.

20This we will do; take them alive, and we will preserve them: so there shall not be wrath against us by reason of the oath which we swore to them.

21They shall live, and shall be hewers of wood and drawers of water to all the congregation, as the princes said to them.

22And Joshua called them together and said to them, Why have ye deceived me, saying, We live very far from you; whereas ye are fellow-countrymen of those who dwell among us?

23And now ye are cursed: there shall not fail of you a slave, or a hewer of wood, or a drawer of water to me and my God.

24And they answered Joshua, saying, It was reported to us what the Lord thy God charged his servant Moses, to give you this land, and to destroy us and all that dwelt on it from before you; and we feared very much for our lives because of you, and [therefore] we did this thing.

25And now, behold, we [are] in your power; do to us as it is pleasing to you, and as it seems [good] to you.

26And they did so to them; and Joshua rescued them in that day out of the hands of the children of Israel, and they did not slay them.

27And Joshua made them in that day hewers of wood and drawers of water to the whole congregation, and for the altar of God: therefore the inhabitants of Gabaon became hewers of wood and drawers of water for the altar of God until this day, even for the place which the Lord should choose.

Açıklamalar

  1. Ayet 0

    2α Bu ayet grubu (2α-2ζ) Masoretik Metinde (MT) Tesniye 27 ve Yeşu 8:30-35 bölümlerinde yer alırken, Septuaginta (LXX) geleneğinde doğrudan Yeşu 9. bölümün başına yerleştirilmiştir; bu durum antik metinlerin redaksiyon tarihindeki coğrafi ve teolojik düzenleme farklarını gösterir.

  2. Ayet 7

    Grekçe metinde geçen "Chorraion" (Horlular) ifadesi, Masoretik Metindeki "Hivliler" (Hivites) ifadesiyle farklılık gösterir; bu durum LXX çevirmenlerinin İbranice sessiz harf köklerini farklı okumasından veya farklı bir İbranice el yazması geleneğine dayanmasından kaynaklanır.