Septuaginta

Yasa’nın Tekrarı 9

29 ayet

Türkçe

1Dinle ey İsrail! Sizden çok daha büyük ve daha güçlü ulusların topraklarını miras olarak almak, göklere dek yükselen surları olan büyük kentleri ele geçirmek üzere bugün Şeria Irmağı'nı geçiyorsun.

2Onlar senin de yakından bildiğin ve haklarında "Anak oğullarının karşısında kim ayakta durabilir?" dendiğini bizzat işittiğin, Anak oğulları adında büyük, kalabalık ve heybetli bir halktır.

3Bugün kesin olarak bil ki, senin önünden giden Tanrın RAB'dir; O, yiyip bitiren bir ateştir. Onları yok edecek, senin önünden geri püskürtecek ve bizzat RAB'bin sana söz verdiği gibi, onları çabucak yok edip ortadan kaldıracaktır.

4Tanrın RAB bu ulusları senin önünden tamamen silip yok ettiğinde, yüreğinden sakın, "RAB beni bu iyi ülkeyi miras edinmeye kendi doğruluklarım yüzünden getirdi" deme.

5Sen onların ülkesini kendi doğruluğun ya da yüreğinin kutsal adanmışlığı yüzünden miras edinmeye gitmiyorsun; aksine, bu ulusların tanrısızlığı yüzünden ve RAB'bin atalarımız İbrahim'e, İshak'a ve Yakup'a ant içerek verdiği sözü yerine getirmesi için Tanrın RAB onları senin önünden yok ediyor.

6Bugün bil ki, Tanrın RAB bu iyi ülkeyi miras edinmen için sana kendi doğruluklarından ötürü vermiyor; çünkü sen boyunduruk kabul etmez, sert enseli bir halksın.

7Hatırla, çölde Tanrın RAB'bi nasıl öfkelendirdiğini asla unutma! Mısır ülkesinden çıktığınız günden bu yere varıncaya dek, RAB'be ait olan her şeye karşı sürekli itaatsizlik ettiniz.

8Horeb'de de RAB'bi öfkelendirdiniz; öyle ki RAB, sizi tamamen yok etmek amacıyla size karşı gazaplandı.

9RAB'bin sizinle kestiği antlaşmanın levhalarını, o taş levhaları almak için dağa çıktığımda, dağda kırk gün kırk gece kaldım; ne ekmek yedim ne de su içtim.

10Ve RAB bana Tanrı'nın parmağıyla yazılmış iki taş levhayı verdi; üzerlerinde, toplantı gününde dağda, ateşin içinden RAB'bin size söylediği bütün sözler yazılıydı.

11Kırk gün ve kırk gecenin geçmesiyle birlikte RAB bana iki taş levhayı, antlaşma levhalarını teslim etti.

12Ve RAB bana şöyle dedi: "Kalk, hemen buradan aşağı in; çünkü Mısır ülkesinden çıkardığın halkın yoldan saptı. Onlara buyurduğum yoldan çabucak saptılar ve kendilerine dökme bir put yaptılar."

13RAB bana yine şöyle dedi: "Sana tekrar tekrar söyledim; bu halkı gördüm ve işte, onlar gerçekten sert enseli bir halktır.

14Şimdi beni bırak, onları yok edeyim ve adlarını göğün altından tamamen sileyim; seni ise onlardan çok daha büyük, daha güçlü ve daha kalabalık bir ulus yapacağım."

15Böylece döndüm ve dağdan aşağı indim; dağ göklere dek alev alev yanıyordu ve tanıklıkların iki levhası iki elimdeydi.

16Baktım ki, Tanrınız RAB'be karşı günah işlemiş, kendinize dökme bir buzağı yapmış ve RAB'bin size yapmanızı buyurduğu yoldan çabucak sapmışsınız.

17İki levhayı kavradım, onları iki elimden fırlatıp attım ve gözlerinizin önünde parçaladım.

18RAB'bin gözünde kötü olanı yaparak O'nu öfkelendirmek suretiyle işlediğiniz bütün günahlar yüzünden, önceden olduğu gibi yine kırk gün kırk gece RAB'bin önünde yalvarıp yakardım; ne ekmek yedim ne de su içtim.

19Çünkü RAB'bin sizi yok etmek üzere size karşı duyduğu o şiddetli öfke ve gazaptan ötürü dehşet içindeydim; ama RAB beni o kez de dinledi.

20RAB Harun'u da yok edecek kadar çok öfkelenmişti; o sırada Harun için de dua ettim.

21İşlediğiniz o günahı, yani yaptığınız buzağıyı aldım, ateşte yaktım ve toz gibi oluncaya dek iyice ufalayıp ezdim; sonra tozunu dağdan aşağı akan coşkun dereye attım.

22Yanış Yerinde, Sınama Yerinde ve Arzuların Mezarlarında da Tanrınız RAB'bi öfkelendirmeyi sürdürdünüz.

23RAB sizi Kadeş-Barnea'dan gönderirken, "Yukarı çıkın ve size verdiğim ülkeyi miras edinin" dediğinde, Tanrınız RAB'bin sözüne karşı geldiniz; O'na güvenmediniz ve O'nun sesini dinlemediniz.

24Kendinizi bildirdiğiniz günden beri RAB'be karşı hep asi oldunuz.

25RAB sizi yok edeceğini söylediği için, O'nun önünde o kırk gün ve kırk gece boyunca durmaksızın yalvardım.

26Tanrı'ya dua edip şöyle dedim: "Ey Rab, ilahların Kralı! Büyük gücünle, güçlü elinle ve kaldırılmış kolunla kurtardığın, Mısır'dan çıkardığın kendi halkını ve kendi miras payını yok etme!

27Kulların İbrahim'i, İshak'ı ve Yakup'u hatırla, kendilerine kendi üzerine ant içtiğin kişileri hatırla; bu halkın sertliğine, kötülüklerine ve günahlarına bakma.

28Öyle ki, bizi çıkardığın ülkenin halkı, 'RAB onları kendilerine söz verdiği ülkeye götürmeye gücü yetmediği ve onlardan nefret ettiği için, onları çölde öldürmek üzere dışarı çıkardı' demesin.

29Onlar senin halkındır, büyük gücünle, güçlü elinle ve kaldırılmış kolunla Mısır ülkesinden çıkardığın kendi mirasındır."

Grekçe

1ΑΚΟΥΕ, ᾿Ισραήλ· σὺ διαβαίνεις σήμερον τὸν ᾿Ιορδάνην εἰσελθεῖν κληρονομῆσαι ἔθνη μεγάλα καὶ ἰσχυρότερα μᾶλλον ὑμεῖς, πόλεις μεγάλας καὶ τειχήρεις ἕως τοῦ οὐρανοῦ,

2λαὸν μέγαν καὶ πολὺν καὶ εὐμήκη, υἱοὺς ᾿Ενάκ, οὓς σὺ οἶσθα καὶ σὺ ἀκήκοας· τίς ἀντιστήσεται κατὰ πρόσωπον υἱῶν ᾿Ενάκ;

3καὶ γνώσῃ σήμερον, ὅτι Κύριος Θεός σου, οὗτος προπορεύσεται πρὸ προσώπου σου· πῦρ καταναλίσκον ἐστίν· οὗτος ἐξολοθρεύσει αὐτούς, καὶ οὗτος ἀποστρέψει αὐτοὺς ἀπὸ προσώπου σου, καὶ ἀπολεῖ αὐτοὺς ἐν τάχει, καθάπερ εἶπέ σοι Κύριος.

4μὴ εἴπῃς ἐν τῇ καρδίᾳ σου ἐν τῷ ἐξαναλῶσαι Κύριον τὸν Θεόν σου τὰ ἔθνη ταῦτα πρὸ προσώπου σου λέγων· διὰ τὰς δικαιοσύνας μου εἰσήγαγέ με Κύριος κληρονομῆσαι τὴν γῆν τὴν ἀγαθὴν ταύτην·

5οὐχὶ διὰ τὴν δικαιοσύνην σου, οὐδὲ διὰ τὴν ὁσιότητα τῆς καρδίας σου σὺ εἰσπορεύῃ κληρονομῆσαι τὴν γῆν αὐτῶν, ἀλλὰ διὰ τὴν ἀσέβειαν τῶν ἐθνῶν τούτων Κύριος ἐξολοθρεύσει αὐτοὺς ἀπὸ προσώπου σου καὶ ἵνα στήσῃ τὴν διαθήκην αὐτοῦ, ἣν ὤμοσε Κύριος τοῖς πατράσιν ἡμῶν, τῷ ῾Αβραὰμ καὶ τῷ ᾿Ισαὰκ καὶ τῷ ᾿Ιακώβ.

6καὶ γνώσῃ σήμερον ὅτι οὐχὶ διὰ τὰς δικαιοσύνας σου Κύριος Θεός σου δίδωσί σοι τὴν γῆν τὴν ἀγαθὴν ταύτην κληρονομῆσαι, ὅτι λαὸς σκληροτράχηλος εἶ.

7μνήσθητι, μὴ ἐπιλάθῃ ὅσα παρώξυνας Κύριον τὸν Θεόν σου ἐν τῇ ἐρήμῳ· ἀφ᾿ ἧς ἡμέρας ἐξήλθετε ἐξ Αἰγύπτου ἕως ἤλθετε εἰς τὸν τόπον τοῦτον, ἀπειθοῦντες διετελεῖτε τὰ πρὸς Κύριον.

8καὶ ἐν Χωρὴβ παρωξύνατε Κύριον, καὶ ἐθυμώθη Κύριος ἐφ᾿ ὑμῖν ἐξολοθρεῦσαι ὑμᾶς,

9ἀναβαίνοντός μου εἰς τὸ ὄρος λαβεῖν τὰς πλάκας τὰς λιθίνας, πλάκας διαθήκης, ἃς διέθετο Κύριος πρὸς ὑμᾶς. καὶ κατεγινόμην ἐν τῷ ὄρει τεσσαράκοντα ἡμέρας καὶ τεσσαράκοντα νύκτας· ἄρτον οὐκ ἔφαγον καὶ ὕδωρ οὐκ ἔπιον.

10καὶ ἔδωκέ μοι Κύριος τὰς δύο πλάκας τὰς λιθίνας γεγραμμένας ἐν τῷ δακτύλῳ τοῦ Θεοῦ, καὶ ἐπ᾿ αὐταῖς ἐγέγραπτο πάντες οἱ λόγοι, οὓς ἐλάλησε Κύριος πρὸς ὑμᾶς ἐν τῷ ὄρει ἡμέρᾳ ἐκκλησίας·

11καὶ ἐγένετο διὰ τεσσαράκοντα ἡμερῶν καὶ διὰ τεσσαράκοντα νυκτῶν ἔδωκε Κύριος ἐμοὶ τὰς δύο πλάκας τὰς λιθίνας, πλάκας διαθήκης.

12καὶ εἶπε Κύριος πρός με· ἀνάστηθι, κατάβηθι τὸ τάχος ἐντεῦθεν, ὅτι ἠνόμησεν λαός σου, οὓς ἐξήγαγες ἐκ γῆς Αἰγύπτου· παρέβησαν ταχὺ ἐκ τῆς ὁδοῦ, ἧς ἐνετείλω αὐτοῖς· καὶ ἐποίησαν ἑαυτοῖς χώνευμα.

13καὶ εἶπε Κύριος πρός με λέγων· λελάληκα πρός σε ἅπαξ καὶ δὶς λέγων· ἑώρακα τὸν λαὸν τοῦτον, καὶ ἰδοὺ λαὸς σκληροτράχηλός ἐστι·

14καὶ νῦν ἔασόν με ἐξολοθρεῦσαι αὐτούς, καὶ ἐξαλείψω τὸ ὄνομα αὐτῶν ὑποκάτωθεν τοῦ οὐρανοῦ καὶ ποιήσω σε εἰς ἔθνος μέγα καὶ ἰσχυρὸν καὶ πολὺ μᾶλλον τοῦτο.

15καὶ ἐπιστρέψας κατέβην ἐκ τοῦ ὄρους, καὶ τὸ ὄρος ἐκαίετο πυρὶ ἕως τοῦ οὐρανοῦ, καὶ αἱ δύο πλάκες τῶν μαρτυρίων ἐπὶ ταῖς δυσὶ χερσί μου.

16καὶ ἰδὼν ὅτι ἡμάρτετε ἐναντίον Κυρίου τοῦ Θεοῦ ὑμῶν καὶ ἐποιήσατε ὑμῖν αὐτοῖς χωνευτὸν καὶ παρέβητε ἀπὸ τῆς ὁδοῦ, ἧς ἐνετείλατο Κύριος ὑμῖν ποιεῖν,

17καὶ ἐπιλαβόμενος τῶν δύο πλακῶν ἔρριψα αὐτὰς ἀπὸ τῶν δύο χειρῶν μου, καὶ συνέτριψα ἐναντίον ὑμῶν.

18καὶ ἐδεήθην ἐναντίον Κυρίου δεύτερον καθάπερ καὶ τὸ πρότερον τεσσαράκοντα ἡμέρας καὶ τεσσαράκοντα νύκτας, ἄρτον οὐκ ἔφαγον καὶ ὕδωρ οὐκ ἔπιον, περὶ πασῶν τῶν ἁμαρτιῶν ὑμῶν, ὧν ἡμάρτετε ποιῆσαι τὸ πονηρὸν ἐναντίον Κυρίου τοῦ Θεοῦ παροξῦναι αὐτόν.

19καὶ ἔκφοβός εἰμι διὰ τὸν θυμὸν καὶ τὴν ὀργήν, ὅτι παρωξύνθη Κύριος ἐφ᾿ ὑμῖν τοῦ ἐξολοθρεῦσαι ὑμᾶς καὶ εἰσήκουσε Κύριος ἐμοῦ καὶ ἐν τῷ καιρῷ τούτῳ.

20καὶ ἐπὶ ᾿Ααρὼν ἐθυμώθη ἐξολοθρεῦσαι αὐτόν, καὶ ηὐξάμην καὶ περὶ ᾿Ααρὼν ἐν τῷ καιρῷ ἐκείνῳ.

21καὶ τὴν ἁμαρτίαν ὑμῶν, ἣν ἐποιήσατε, τὸν μόσχον, ἔλαβον αὐτὸν καὶ κατέκαυσα αὐτὸν ἐν πυρὶ καὶ συνέκοψα αὐτὸν καταλέσας σφόδρα, ἕως οὗ ἐγένετο λεπτόν· καὶ ἐγένετο ὡσεὶ κονιορτός, καὶ ἔρριψα τὸν κονιορτὸν εἰς τὸν χειμάρρουν τὸν καταβαίνοντα ἐκ τοῦ ὄρους.

22καὶ ἐν τῷ ᾿Εμπυρισμῷ καὶ ἐν τῷ Πειρασμῷ, καὶ ἐν τοῖς Μνήμασι τῆς ἐπιθυμίας παροξύναντες ἦτε Κύριον τὸν Θεὸν ὑμῶν.

23καὶ ὅτε ἐξαπέστειλεν ὑμᾶς Κύριος ἐκ Κάδης Βαρνὴ λέγων· ἀνάβητε καὶ κληρονομήσατε τὴν γῆν, ἣν δίδωμι ὑμῖν, καὶ ἠπειθήσατε τῷ ῥήματι Κυρίου τοῦ Θεοῦ ὑμῶν καὶ οὐκ ἐπιστεύσατε αὐτῷ καὶ οὐκ εἰσηκούσατε τῆς φωνῆς αὐτοῦ.

24ἀπειθοῦντες ἦτε τὰ πρὸς Κύριον ἀπὸ τῆς ἡμέρας, ἧς ἐγνώσθη ὑμῖν.

25καὶ ἐδεήθην ἔναντι Κυρίου τεσσαράκοντα ἡμέρας καὶ τεσσαράκοντα νύκτας, ὅσας ἐδεήθην· εἶπε γὰρ Κύριος ἐξολοθρεῦσαι ὑμᾶς·

26καὶ ηὐξάμην πρὸς τὸν Θεὸν καὶ εἶπα· Κύριε βασιλεῦ τῶν θεῶν, μὴ ἐξολοθρεύσῃς τὸν λαόν σου καὶ τὴν μερίδα σου, ἣν ἐλυτρώσω, οὓς ἐξήγαγες ἐκ γῆς Αἰγύπτου ἐν τῇ ἰσχύϊ σου τῇ μεγάλῃ καὶ ἐν τῇ χειρί σου τῇ κραταιᾷ καὶ ἐν τῷ βραχίονί σου τῷ ὑψηλῷ·

27μνήσθητι ῾Αβραὰμ καὶ ᾿Ισαὰκ καὶ ᾿Ιακὼβ τῶν θεραπόντων σου, οἷς ὤμοσας κατὰ σεαυτοῦ· μὴ ἐπιβλέψῃς ἐπὶ τὴν σκληρότητα τοῦ λαοῦ τούτου καὶ τὰ ἀσεβήματα, καὶ τὰ ἁμαρτήματα αὐτῶν,

28μὴ εἴπωσιν οἱ κατοικοῦντες τὴν γῆν, ὅθεν ἐξήγαγες ἡμᾶς ἐκεῖθεν, λέγοντες· παρὰ τὸ μὴ δύνασθαι Κύριον εἰσαγαγεῖν αὐτοὺς εἰς τὴν γῆν, ἣν εἶπεν αὐτοῖς, καὶ παρὰ τὸ μισῆσαι αὐτοὺς ἐξήγαγεν αὐτοὺς ἐν τῇ ἐρήμῳ ἀποκτεῖναι αὐτούς.

29καὶ οὗτοι λαός σου καὶ κλῆρός σου, οὓς ἐξήγαγες ἐκ γῆς Αἰγύπτου ἐν τῇ ἰσχύϊ σου τῇ μεγάλῃ καὶ ἐν τῇ χειρί σου τῇ κραταιᾷ καὶ ἐν τῷ βραχίονί σου τῷ ὑψηλῷ.

English

1Hear, O Israel: Thou goest this day across Jordan to inherit nations greater and stronger than yourselves, cities great and walled up to heaven;

2a people great and many and tall, the sons of Enac, whom thou knowest, and concerning whom thou hast heard [say], Who can stand before the children of Enac?

3And thou shalt know to-day, that the Lord thy God he shall go before thy face: he is a consuming fire; he shall destroy them, and he shall turn them back before thee, and shall destroy them quickly, as the Lord said to thee.

4Speak not in thine heart, when the Lord thy God has destroyed these nations before thy face, saying, For my righteousness the Lord brought me in to inherit this good land.

5Not for thy righteousness, nor for the holiness of thy heart, dost thou go in to inherit their land, but because of the wickedness of these nations the Lord will destroy them from before thee, and that he may establish the covenant, which the Lord sware to our fathers, to Abraam, and to Isaac, and to Jacob.

6And thou shalt know to-day, that [it is] not for thy righteousnesses the Lord thy God gives thee this good land to inherit, or thou art a stiff-necked people.

7Remember, forget not, how much thou provokedst the Lord thy God in the wilderness: from the day that ye came forth out of Egypt, even till ye came into this place, ye continued to be disobedient toward the Lord.

8Also in Choreb ye provoked the Lord, and the Lord was angry with you to destroy you;

9when I went up into the mountain to receive the tables of stone, the tables of the covenant, which the Lord made with you, and I was in the mountain forty days and forty nights, I ate no bread and drank no water.

10And the Lord gave me the two tables of stone written with the finger of God, and on them there had been written all the words which the Lord spoke to you in the mountain in the day of the assembly.

11And it came to pass after forty days and forty nights, the Lord gave me the two tables of stone, the tables of the covenant.

12And the Lord said to me, Arise, go down quickly from hence, for thy people whom thou broughtest out of the land of Egypt have transgressed; they have gone aside quickly out of the way which I commanded them, and have made themselves a molten image.

13And the Lord spoke to me, saying, I have spoken to thee once and again, saying, I have seen this people, and, behold, it is a stiff-necked people.

14And now suffer me utterly to destroy them, and I will blot out their name from under heaven, and will make of thee a nation great and strong, and more numerous than this.

15And I turned and went down from the mountain; and the mountain burned with fire to heaven; and the two tables of the testimonies [were] in my two hands.

16And when I saw that ye had sinned against the Lord your God, and had made to yourselves a molten image, and had gone astray out of the way, which the Lord commanded you to keep;

17then I took hold of the two tables, and cast them out of my two hands, and broke them before you.

18And I made my petition before the Lord as also at the first forty days and forty nights: I ate no bread and drank no water, on account of all your sins which ye sinned in doing evil before the Lord God to provoke him.

19And I was greatly terrified because of the wrath and anger, because the Lord was provoked with you utterly to destroy you; yet the Lord hearkened to me at this time also.

20And he was angry with Aaron to destroy him utterly, and I prayed for Aaron also at that time.

21And your sin which ye had made, [even] the calf, I took, and burnt it with fire, and pounded it and ground it down till it became fine; and it became like dust, and I cast the dust into the brook that descended from the mountain.

22Also in the burning, and in the temptation, and at the graves of lust, ye provoked the Lord.

23And when the Lord sent you forth from Cades Barne, saying, Go up and inherit the land which I give to you, then ye disobeyed the word of the Lord your God, and believed him not, and hearkened not to his voice.

24Ye were disobedient in the things relating to the Lord from the day in which he became known to you.

25And I prayed before the Lord forty days and forty nights, the number that I prayed [before], for the Lord said that he would utterly destroy you.

26And I prayed to God, and said, O Lord, King of gods, destroy not thy people and thine inheritance, whom thou didst redeem, whom thou broughtest out of the land of Egypt with thy great power, and with thy strong hand, and with thy high arm.

27Remember Abraam, and Isaac, and Jacob thy servants, to whom thou swarest by thyself: look not upon the hardness of heart of this people, and their impieties, and their sins.

28Lest the inhabitants of the land whence thou broughtest us out speak, saying, Because the Lord could not bring them into the land of which he spoke to them, and because he hated them, has he brought them forth to slay them in the wilderness.

29And these [are] thy people and thy portion, whom thou broughtest out of the land of Egypt with thy great strength, and with thy mighty hand, and with thy high arm.

Açıklamalar

  1. Ayet 6

    Grekçe "sklerotrachelos" terimi, boyunduruk altına girmeyi reddeden inatçı tarım hayvanlarına atıfta bulunan İbrani kültürü kökenli bir metaforun Septuaginta'daki birebir çevirisidir.

  2. Ayet 22

    Ayette geçen yer adları Masoretik metindeki Tabera, Massa ve Kibrot-Hattaava isimlerinin Grek kültüründeki okuyucu için doğrudan etimolojik anlamlarıyla tercüme edilmiş halleridir.

  3. Ayet 26

    "Kyrie basileu ton theon" ifadesi, Masoretik metindeki "Adonai YHWH" ifadesinin Septuaginta çevirmenleri tarafından Helenistik dönem kozmolojisine uygun olarak "ilahların Kralı Rab" şeklinde teolojik olarak genişletilmiş halidir.

  4. Ayet 27

    "Ois omosas kata seautou" ifadesi, Tanrı'nın kendisinden daha üstün bir varlık olmadığı için yemin ederken kendi öz varlığı üzerine ant içtiğini belirten İbrani teolojisindeki antropomorfik antlaşma sadakati kavramını vurgular.