Septuaginta

Yasa’nın Tekrarı 1

46 ayet

Türkçe

1Musa’nın Şeria’nın ötesinde, çölde, gün batımına doğru, Kızıldeniz’in yakınında, Paran, Tofol, Lobon, Avlon ve Katakhrysea arasında bütün İsrail’e söylediği sözler şunlardır:

2Horeb’den Seir Dağı yoluyla Kadeş-Barnea’ya kadar olan yol on bir günlük bir yoldur.

3Kırkıncı yılda, on birinci ayın birinci gününde Musa, Rab’bin kendisi vasıtasıyla onlara iletmesini buyurduğu her şeye göre bütün İsrail oğullarına konuştu.

4Bu, Esebon’da oturan Amorluların kralı Sihon’u ve Astarot ile Edrai’de oturan Başan kralı Og’u bozguna uğratıp katletmesinden sonraydı.

5Şeria’nın ötesinde, Moab toprağında Musa bu yasayı derinlemesine şerh edip açıklamaya başlayarak şöyle dedi:

6Tanrımız Rab Horeb’de bize şöyle seslendi: ‘Bu dağda ikamet ettiğiniz artık sizin için yeterli kılınmıştır;

7dönün, yola çıkın ve Amorluların dağlık bölgesine, Araba yakınlarında oturanların hepsine, dağlık bölgeye, ovaya, güneybatıya, Kenanlıların deniz kıyısındaki topraklarına ve Antilübnan’a, büyük nehir Fırat’a kadar olan yere girin.

8Bakın, ülkeyi önünüze teslim ettim; gidin ve atalarınız İbrahim’e, İshak’a, Yakup’a ve onlardan sonraki soylarına vereceğime ant içtiğim ülkeye girip orayı miras olarak teslim alın.’

9O dönemde size şöyle demiştim: ‘Sizi tek başıma taşımaya gücüm yetmeyecektir.

10Tanrınız Rab sizi çoğalttı ve işte, bugün çokluk bakımından gökteki yıldızlar gibisiniz.

11Atalarınızın Tanrısı Rab sizi şimdikinden bin kat daha çoğaltsın ve size söz verdiği gibi sizi kutsasın!

12Sizin zahmetinizi, varoluşsal yükünüzü ve çekişmelerinizi tek başıma nasıl taşıyabilirim?

13Kendiniz için oymaklarınızdan bilge, bilgili ve anlayışlı adamlar seçip getirin, ben de onları üzerinize önderler olarak atayayım.’

14Siz de bana yanıt verip, ‘Yapmamızı söylediğin şey iyidir’ dediniz.

15Bunun üzerine oymaklarınızdan bilge, bilgili ve anlayışlı adamları aldım ve onları üzerinizde önderlik etmeleri için binbaşılar, yüzbaşılar, ellibaşılar, onbaşılar ve yargıçlarınız için adli yazıcılar olarak atadım.

16O dönemde yargıçlarınıza şöyle buyurdum: ‘Kardeşlerinizin arasındaki davaları iyice dinleyin; bir adamla kardeşi ya da yanındaki mühtedi yabancı arasında adaletle yargılayın.

17Yargılarken yüz kayırmayın; küçüğü de büyüğü de aynı şekilde yargılayın. İnsanın yüzünden korkup geri adım atmayın, çünkü yargı Tanrı’nındır. Size zor gelen davayı bana getirin, ben dinlerim.’

18O dönemde yapmanız gereken bütün buyrukları size bildirmiştim.

19Tanrımız Rab’bin bize buyurduğu gibi, Horeb’den yola çıkıp gördüğünüz o büyük ve korkunç çölün tamamını kat ederek Amorluların dağlık bölgesinin yolunu izledik ve Kadeş-Barnea’ya geldik.

20Size dedim ki: ‘Tanrımız Rab’bin bize vermekte olduğu Amorluların dağlık bölgesine geldiniz.

21Bakın, Tanrınız Rab ülkeyi sizin önünüze teslim etti; yukarı çıkın, atalarınızın Tanrısı Rab’bin size söylediği gibi orayı miras olarak teslim alın; korkmayın, yılmayın.’

22Hepiniz yanıma gelip dediniz ki: ‘Önümüzden adamlar gönderelim; bizim için ülkeyi keşfetsinler, hangi yoldan yukarı çıkacağımız ve hangi kentlere gireceğimiz konusunda bize bir rapor getirsinler.’

23Bu söz benim huzurumda hoşnutluk yarattı ve aranızdan, her oymaktan birer kişi olmak üzere on iki adam seçtim.

24Onlar da dönüp dağlık bölgeye çıktılar, Salkım Vadisi’ne kadar gelip orayı gözetlediler.

25Ülkenin meyvelerinden ellerine alıp bize getirdiler ve ‘Tanrımız Rab’bin bize vermekte olduğu ülke iyidir’ diye beyanda bulundular.

26Ama siz yukarı çıkmak istemediniz ve Tanrımız Rab’bin sözüne karşı geldiniz.

27Çadırlarınızda homurdanıp dediniz ki: ‘Rab bizden nefret ettiği için, bizi Amorluların eline teslim edip yok etmek amacıyla Mısır toprağından çıkardı.

28Nereye çıkıyoruz? Kardeşlerimiz, “Oradaki halk bizden daha büyük, daha kalabalık ve daha güçlü; kentler büyük, surları göğe kadar yükseliyor; üstelik orada devlerin oğullarını da gördük” diyerek yüreğimizi inancımızdan saptırdılar.’

29Ben de size dedim ki: ‘Onlardan ötürü korkudan sinmeyin, korkmayın.

30Önünüzden giden Tanrınız Rab, Mısır’da gözlerinizin önünde sizin için yaptığı her şeye göre, kendisi sizinle birlikte onlara karşı müttefik olarak savaşacaktır.

31Bu çölde de, buraya gelene kadar yürüdüğünüz yol boyunca, bir insanın kendi oğlunu besleyip taşıdığı gibi, Tanrınız Rab’bin sizi nasıl taşıdığını gördünüz.’

32Bu söze rağmen Tanrımız Rab’be güvenmediniz;

33Oysa O, konaklayacağınız yeri seçmek için yolda önünüzden gidiyor, gideceğiniz yolu göstermek için geceleyin ateşte, gündüzün ise bulutta size kılavuzluk ediyordu.

34Rab söylediklerinizin sesini işitti, gazaba gelip ant içerek şöyle dedi:

35‘Atalarına vereceğime ant içtiğim bu iyi ülkeyi bu adamlardan tek bir kişi bile kesinlikle görmeyecek;

36Yalnızca Yefonni oğlu Kaleb onu görecek. Rab’be ait olan şeylere tamamen bağlı kaldığı için, ayak bastığı toprağı ona ve oğullarına vereceğim.’

37Sizin yüzünüzden Rab bana da gazaplanıp, ‘Sen de oraya girmeyeceksin’ dedi,

38‘Senin yanında duran Nun oğlu Yeşu oraya girecek. Onu yüreklendir, çünkü İsrail’e orayı miras olarak o paylaştıracak.

39Bugün iyiyi kötüyü ayırt edemeyen küçük çocuklarınız oraya girecekler; ülkeyi onlara vereceğim ve orayı onlar miras olarak alacaklar.

40Siz ise dönün ve Kızıldeniz yoluyla çöle doğru ordugahınızı taşıyın.’

41Siz de bana yanıt verip, ‘Tanrımız Rab’be karşı günah işledik; Tanrımız Rab’bin bize buyurduğu her şeye göre yukarı çıkıp savaşacağız’ dediniz. Her biriniz savaş silahlarını kuşandı ve toplanıp dağa çıkmaktaydınız.

42Rab bana dedi ki: ‘Onlara söyle: “Yukarı çıkmayın, savaşmayın; çünkü ben aranızda olmayacağım. Düşmanlarınızın önünde kırılıp ezilmeyin.”’

43Size söyledim ama dinlemediniz; Rab’bin sözüne karşı geldiniz, haddinizi aşarak zorla dağa çıktınız.

44O dağda oturan Amorlular size karşı çıktılar ve arılar gibi sizi kovaladılar; Seir’den Horma’ya kadar sizi yaralayıp hırpaladılar.

45Dönüp Tanrımız Rab’bin önünde ağladınız, ama Rab sesinizi dinlemedi, size dikkatini yöneltmedi.

46Böylece Kadeş’te kaldığınız günler kadar, orada uzun süre yerleşip kaldınız.

Grekçe

1ΟΥΤΟΙ οἱ λόγοι, οὓς ἐλάλησε Μωυσῆς παντὶ ᾿Ισραὴλ πέραν τοῦ ᾿Ιορδάνου ἐν τῇ ἐρήμῳ πρὸς δυσμαῖς πλησίον τῆς ἐρυθρᾶς θαλάσσης ἀνὰ μέσον Φαρὰν Τοφὸλ καὶ Λοβὸν καὶ Αὐλὼν καὶ Καταχρύσεα·

2ἕνδεκα ἡμερῶν ἐκ Χωρὴβ ὁδὸς ἐπ᾿ ὄρος Σηεὶρ ἕως Κάδης Βαρνή.

3καὶ ἐγενήθη ἐν τῷ τεσσαρακοστῷ ἔτει ἐν τῷ ἑνδεκάτῳ μηνὶ μιᾷ τοῦ μηνὸς ἐλάλησε Μωυσῆς πρὸς πάντας υἱοὺς ᾿Ισραὴλ κατὰ πάντα, ὅσα ἐνετείλατο Κύριος αὐτῷ πρὸς αὐτούς.

4μετὰ τὸ πατάξαι Σηὼν βασιλέα ᾿Αμορραίων τὸν κατοικήσαντα ἐν ᾿Εσεβὼν καὶ τὸν ῍Ωγ βασιλέα τῆς Βασὰν τὸν κατοικήσαντα ἐν ᾿Ασταρὼθ καὶ ἐν ᾿Εδραΐν,

5ἐν τῷ πέραν τοῦ ᾿Ιορδάνου ἐν γῇ Μωάβ, ἤρξατο Μωυσῆς διασαφῆσαι τὸν νόμον τοῦτον λέγων·

6Κύριος Θεὸς ἡμῶν ἐλάλησεν ἡμῖν ἐν Χωρὴβ λέγων· ἱκανούσθω ὑμῖν κατοικεῖν ἐν τῷ ὄρει τούτῳ·

7ἐπιστράφητε καὶ ἀπάρατε ὑμεῖς καὶ εἰσπορεύεσθε εἰς ὄρος ᾿Αμορραίων καὶ πρὸς πάντας τοὺς περιοίκους ῎Αραβα, εἰς ὄρος καὶ πεδίον καὶ πρὸς λίβα καὶ παραλίαν γῆν Χαναναίων καὶ ᾿Αντιλίβανον ἕως τοῦ ποταμοῦ τοῦ μεγάλου Εὐφράτου.

8ἴδετε, παραδέδωκεν ἐνώπιον ὑμῶν τῆν γῆν· εἰσπορευθέντες κληρονομήσατε τὴν γῆν, ἣν ὤμοσα τοῖς πατράσιν ὑμῶν, τῷ ῾Αβραὰμ καὶ ᾿Ισαὰκ καὶ ᾿Ιακὼβ δοῦναι αὐτοῖς καὶ τῷ σπέρματι αὐτῶν μετ᾿ αὐτούς.

9καὶ εἶπα πρὸς ὑμᾶς ἐν τῷ καιρῷ ἐκείνῳ λέγων· οὐ δυνήσομαι μόνος φέρειν ὑμᾶς·

10Κύριος Θεὸς ὑμῶν ἐπλήθυνεν ὑμᾶς, καὶ ἰδού ἐστε σήμερον ὡσεὶ τὰ ἄστρα τοῦ οὐρανοῦ τῷ πλήθει·

11Κύριος Θεὸς τῶν πατέρων ὑμῶν προσθείη ὑμῖν ὡς ἐστὲ χιλιοπλασίως καὶ εὐλογήσαι ὑμᾶς, καθότι ἐλάλησεν ὑμῖν.

12πῶς δυνήσομαι μόνος φέρειν τὸν κόπον ὑμῶν καὶ τὴν ὑπόστασιν ὑμῶν καὶ τὰς ἀντιλογίας ὑμῶν;

13δότε ἑαυτοῖς ἄνδρας σοφοὺς καὶ ἐπιστήμονας καὶ συνετοὺς εἰς τὰς φυλὰς ὑμῶν, καὶ καταστήσω ἐφ᾿ ὑμῶν ἡγουμένους ὑμῶν.

14καὶ ἀπεκρίθητέ μοι καὶ εἴπατε· καλὸν τὸ ῥῆμα ἐλάλησας ποιῆσαι.

15καὶ ἔλαβον ἐξ ὑμῶν ἄνδρας σοφοὺς καὶ ἐπιστήμονας καὶ συνετοὺς καὶ κατέστησα αὐτοὺς ἡγεῖσθαι ἐφ᾿ ὑμῶν χιλιάρχους καὶ ἑκατοντάρχους καὶ πεντηκοντάρχους καὶ δεκάρχους καὶ γραμματοεισαγωγεῖς τοῖς κριταῖς ὑμῶν.

16καὶ ἐνετειλάμην τοῖς κριταῖς ὑμῶν ἐν τῷ καιρῷ ἐκείνῳ λέγων· διακούετε ἀνὰ μέσον τῶν ἀδελφῶν ὑμῶν καὶ κρίνατε δικαίως ἀνὰ μέσον ἀνδρὸς καὶ ἀνὰ μέσον ἀδελφοῦ καὶ ἀνὰ μέσον προσηλύτου αὐτοῦ.

17οὐκ ἐπιγνώσῃ πρόσωπον ἐν κρίσει, κατὰ τὸν μικρὸν καὶ κατὰ τὸν μέγαν κρινεῖς, οὐ μὴ ὑποστείλῃ πρόσωπον ἀνθρώπου, ὅτι κρίσις τοῦ Θεοῦ ἐστι· καὶ τὸ ρῆμα, ἐὰν σκληρὸν ἀφ᾿ ὑμῶν, ἀνοίσετε αὐτὸ ἐπ᾿ ἐμέ, καὶ ἀκούσομαι αὐτό.

18καὶ ἐνετειλάμην ὑμῖν ἐν τῷ καιρῷ ἐκείνῳ πάντας τοὺς λόγους, οὓς ποιήσετε.

19καὶ ἀπάραντες ἐκ Χωρὴβ ἐπορεύθημεν πᾶσαν τὴν ἔρημον τὴν μεγάλην καὶ τὴν φοβερὰν ἐκείνην, ἣν εἴδετε, ὁδὸν ὄρους τοῦ ᾿Αμορραίου, καθότι ἐνετείλατο Κύριος Θεὸς ἡμῶν ἡμῖν, καὶ ἤλθομεν ἕως Κάδης Βαρνή.

20καὶ εἶπα πρὸς ὑμᾶς· ἤλθατε ἕως τοῦ ὄρους τοῦ ᾿Αμορραίου, Κύριος Θεὸς ἡμῶν δίδωσιν ὑμῖν.

21ἴδετε, παραδέδωκεν ἡμῖν Κύριος Θεὸς ὑμῶν πρὸ προσώπου ὑμῶν τὴν γῆν· ἀναβάντες κληρονομήσατε, ὃν τρόπον εἶπε Κύριος Θεὸς τῶν πατέρων ὑμῶν ὑμῖν· μὴ φοβεῖσθε μηδὲ δειλιάσητε.

22καὶ προσήλθατέ μοι πάντες καὶ εἴπατε· ἀποστείλωμεν ἄνδρας προτέρους ἡμῶν, καὶ ἐφοδευσάτωσαν ἡμῖν τὴν γῆν καὶ ἀναγγειλάτωσαν ἡμῖν ἀπόκρισιν τὴν ὁδόν, δι᾿ ἧς ἀναβησόμεθα ἐν αὐτῇ, καὶ τὰς πόλεις εἰς ἃς εἰσπορευσόμεθα εἰς αὐτάς.

23καὶ ἤρεσεν ἐναντίον μου τὸ ρῆμα, καὶ ἔλαβον ἐξ ὑμῶν δώδεκα ἄνδρας, ἄνδρα ἕνα κατὰ φυλήν.

24καὶ ἐπιστραφέντες ἀνέβησαν εἰς τὸ ὄρος καὶ ἤλθοσαν ἕως Φάραγγος βότρυος καὶ κατεσκόπευσαν αὐτήν.

25καὶ ἐλάβοσαν ἐν ταῖς χερσὶν αὐτῶν ἀπὸ τοῦ καρποῦ τῆς γῆς καὶ κατήνεγκαν πρὸς ὑμᾶς καὶ ἔλεγον· ἀγαθὴ γῆ, ἣν Κύριος Θεὸς ἡμῶν δίδωσιν ἡμῖν.

26καὶ οὐκ ἠθελήσατε ἀναβῆναι, ἀλλ᾿ ἠπειθήσατε τῷ ρήματι Κυρίου τοῦ Θεοῦ ἡμῶν

27καὶ διεγογγύζετε ἐν ταῖς σκηναῖς ὑμῶν καὶ εἴπατε· διὰ τὸ μισεῖν Κύριον ἡμᾶς, ἐξήγαγεν ἡμᾶς ἐκ γῆς Αἰγύπτου παραδοῦναι ἡμᾶς εἰς χεῖρας ᾿Αμορραίων, ἐξολοθρεῦσαι ἡμᾶς.

28ποῦ ἡμεῖς ἀναβαίνομεν; οἱ δὲ ἀδελφοὶ ὑμῶν ἀπέστησαν τὴν καρδίαν ὑμῶν λέγοντες· ἔθνος μέγα καὶ πολὺ καὶ δυνατώτερον ἡμῶν καὶ πόλεις μεγάλαι καὶ τετειχισμέναι ἕως τοῦ οὐρανοῦ, ἀλλὰ καὶ υἱοὺς γιγάντων ἑωράκαμεν ἐκεῖ.

29καὶ εἶπα πρὸς ὑμᾶς· μὴ πτήξετε, μηδὲ φοβηθῆτε ἀπ᾿ αὐτῶν·

30Κύριος Θεὸς ὑμῶν προπορευόμενος πρὸ προσώπου ὑμῶν αὐτὸς συνεκπολεμήσει αὐτοὺς μεθ᾿ ὑμῶν κατὰ πάντα, ὅσα ἐποίησεν ὑμῖν ἐν γῇ Αἰγύπτῳ

31καὶ ἐν τῇ ἐρήμῳ ταύτῃ, ἣν εἴδετε, ὁδὸν ὄρους τοῦ ᾿Αμορραίου, ὡς ἐτροφοφόρησέ σε Κύριος Θεός σου, ὡς εἴ τις τροφοφορήσαι ἄνθρωπος τὸν υἱὸν αὐτοῦ, κατὰ πᾶσαν τὴν ὁδὸν εἰς ἣν ἐπορεύθητε, ἕως ἤλθετε εἰς τὸν τόπον τοῦτον.

32καὶ ἐν τῷ λόγῳ τούτῳ οὐκ ἐνεπιστεύσατε Κυρίῳ τῷ Θεῷ ἡμῶν,

33ὃς προπορεύεται πρότερος ὑμῶν ἐν τῇ ὁδῷ ἐκλέγεσθαι ὑμῖν τόπον, ὁδηγῶν ὑμᾶς ἐν πυρὶ νυκτός, δεικνύων ὑμῖν τὴν ὁδὸν καθ᾿ ἣν πορεύεσθε ἐπ᾿ αὐτῆς, καὶ ἐν νεφέλῃ ἡμέρας.

34καὶ ἤκουσε Κύριος τὴν φωνὴν τῶν λόγων ὑμῶν καὶ παροξυνθεὶς ὤμοσε λέγων·

35εἰ ὄψεταί τις τῶν ἀνδρῶν τούτων τὴν γῆν ἀγαθὴν ταύτην, ἣν ὤμοσα τοῖς πατράσιν αὐτῶν,

36πλὴν Χάλεβ υἱὸς ᾿Ιεφοννή, οὗτος ὄψεται αὐτήν, καὶ τούτῳ δώσω τὴν γῆν, ἐφ᾿ ἣν ἐπέβη, καὶ τοῖς υἱοῖς αὐτοῦ διὰ τὸ προσκεῖσθαι αὐτὸν τὰ πρὸς Κύριον.

37καὶ ἐμοὶ ἐθυμώθη Κύριος δι᾿ ὑμᾶς λέγων· οὐδὲ σὺ οὐ μὴ εἰσέλθῃς ἐκεῖ·

38᾿Ιησοῦς υἱὸς Ναυὴ παρεστηκώς σοι, οὗτος εἰσελεύσεται ἐκεῖ· αὐτὸν κατίσχυσον, ὅτι αὐτὸς κατακληρονομήσει αὐτὴν τῷ ᾿Ισραήλ.

39καὶ πᾶν παιδίον νέον, ὅστις οὐκ οἶδε σήμερον ἀγαθὸν κακόν, οὗτοι εἰσελεύσονται ἐκεῖ, καὶ τούτοις δώσω αὐτήν, καὶ αὐτοὶ κληρονομήσουσιν αὐτήν.

40καὶ ὑμεῖς ἐπιστραφέντες ἐστρατοπεδεύσατε εἰς τὴν ἔρημον, ὁδὸν τὴν ἐπὶ τῆς ἐρυθρᾶς θαλάσσης.

41καὶ ἀπεκρίθητε καὶ εἴπατε· ἡμάρτομεν ἔναντι Κυρίου τοῦ Θεοῦ ἡμῶν· ἡμεῖς ἀναβάντες πολεμήσομεν κατὰ πάντα, ὅσα ἐνετείλατο Κύριος Θεὸς ἡμῶν ἡμῖν. καὶ ἀναλαβόντες ἕκαστος τὰ σκεύη τὰ πολεμικὰ αὐτοῦ καὶ συναθροισθέντες ἀνεβαίνετε εἰς τὸ ὄρος.

42καὶ εἶπε Κύριος πρός με· εἰπὸν αὐτοῖς· οὐκ ἀναβήσεσθε οὐδὲ μὴ πολεμήσετε, οὐ γάρ εἰμι μεθ᾿ ὑμῶν· καὶ οὐ μὴ συντριβῆτε ἐνώπιον τῶν ἐχθρῶν ὑμῶν·

43καὶ ἐλάλησα ὑμῖν, καὶ οὐκ εἰσηκούσατέ μου καὶ παρέβητε τὸ ρῆμα Κυρίου καὶ παραβιασάμενοι ἀνέβητε εἰς τὸ ὄρος.

44καὶ ἐξῆλθεν ᾿Αμορραῖος κατοικῶν ἐν τῷ ὄρει ἐκείνῳ εἰς συνάντησιν ὑμῖν καὶ κατεδίωξαν ὑμᾶς, ὡσεὶ ποιήσαισαν αἱ μέλισσαι, καὶ ἐτίτρωσκον ὑμᾶς ἀπὸ Σηεὶρ ἕως ῾Ερμᾶ.

45καὶ καθίσαντες ἐκλαίετε ἐναντίον Κυρίου τοῦ Θεοῦ ἡμῶν, καὶ οὐκ εἰσήκουσε Κύριος τῆς φωνῆς ὑμῶν οὐδὲ προσέσχεν ὑμῖν.

46καὶ ἐνεκάθησθε ἐν Κάδης ἡμέρας πολλάς, ὅσας ποτὲ ἡμέρας ἐνεκάθησθε.

English

1These [are] the words which Moses spoke to all Israel on this side Jordan in the desert towards the west near the Red Sea, between Pharan Tophol, and Lobon, and Aulon, and the gold works.

2[It is] a journey of eleven days from Choreb to mount Seir as far as Cades Barne.

3And it came to pass in the fortieth year, in the eleventh month, on the first [day] of the month, Moses spoke to all the children of Israel, according to all things which the Lord commanded him for them:

4after he had smitten Seon king of the Amorites who dwelt in Esebon, and Og the king of Basan who dwelt in Astaroth and in Edrain;

5beyond Jordan in the land of Moab, Moses began to declare this law, saying,

6The Lord your God spoke to us in Choreb, saying, Let it suffice you to have dwelt [so long] in this mountain.

7Turn ye and depart and enter into the mountain of the Amorites, and [go] to all that dwell near about Araba, to the mountain and the plain and to the south, and the land of the Chananites near the sea, and Antilibanus, as far as the great river, the river Euphrates.

8Behold, [God] has delivered the land before you; go in and inherit the land, which I sware to your fathers, Abraam, and Isaac, and Jacob, to give it to them and to their seed after them.

9And I spoke to you at that time, saying, I shall not be able by myself to bear you.

10The Lord your God has multiplied you, and, behold, ye are to-day as the stars of heaven for multitude.

11The Lord God of your fathers add to you a thousand-fold more than you are, and bless you as he has spoken to you.

12How shall I alone be able to bear your labour, and your burden, and your gainsayings?

13Take to yourselves wise and understanding and prudent men for your tribes, and I will set your leaders over you.

14And ye answered me and said, The thing which thou hast told us [is] good to do.

15So I took of you wise and understanding and prudent men, and I set them to rule over you as rulers of thousands, and rulers of hundreds, and rulers of fifties, and rulers of tens, and officers to your judges.

16And I charged your judges at that time, saying, Hear [causes] between your brethren, and judge rightly between a man and [his] brother, and the stranger that is with him.

17Thou shalt not have respect to persons in judgment, thou shalt judge small and great equally; thou shalt not shrink from before the person of a man, for the judgment is God’s; and whatsoever matter shall be too hard for you, ye shall bring it to me, and I will hear it.

18And I charged upon you at that time all the commands which ye shall perform.

19And we departed from Choreb, and went through all that great wilderness and terrible, which ye saw, by the way of the mountain of the Amorite, as the Lord our God charged us, and we came as far as Cades Barne.

20And I said to you, Ye have come as far as the mountain of the Amorite, which the Lord our God gives to you:

21behold, the Lord your God has delivered to us the land before you: go up and inherit it as the Lord God of your fathers said to you; fear not, neither be afraid.

22And ye all came to me, and said, Let us send men before us, and let them go up to the land for us; and let them bring back to us a report of the way by which we shall go up, and of the cities into which we shall enter.

23And the saying pleased me: and I took of you twelve men, one man of a tribe.

24And they turned and went up to the mountain, and they came as far as the valley of the cluster, and surveyed it.

25And they took in their hands of the fruit of the land, and brought it to you, and said, The land is good which the Lord our God gives us.

26Yet ye would not go up, but rebelled against the words of the Lord our God.

27And ye murmured in your tents, and said, Because the Lord hated us, he has brought us out of the land of Egypt to deliver us into the hands of the Amorites, to destroy us.

28Whither do we go up? and your brethren drew away your heart, saying, [It is a] great nation and populous, and mightier than we; and [there are] cities great and walled up to heaven: moreover we saw there the sons of the giants.

29And I said to you, Fear not, neither be ye afraid of them;

30the Lord your God who goes before your face, he shall fight against them together with you effectually, according to all that he wrought for you in the land of Egypt;

31and in this wilderness which ye saw, by the way of the mountain of the Amorite; how the Lord thy God will bear thee as a nursling, as if any man should nurse his child, through all the way which ye have gone until ye came to this place.

32And in this matter ye believed not the Lord our God,

33who goes before you in the way to choose you a place, guiding you in fire by night, shewing you the way by which ye go, and a cloud by day.

34And the Lord heard the voice of your words, and being greatly provoked he sware, saying,

35Not one of these men shall see this good land, which I sware to their fathers,

36except Chaleb the son of Jephonne, he shall see it; and to him I will give the land on which he went up, and to his sons, because he attended to the things of the Lord.

37And the Lord was angry with me for your sake, saying, Neither shalt thou by any means enter therein.

38Joshua the son of Naue, who stands by thee, he shall enter in there; do thou strengthen him, for he shall cause Israel to inherit it.

39And every young child who this day knows not good or evil,-- they shall enter therein, and to them I will give it, and they shall inherit it.

40And ye turned and marched into the wilderness, in the way by the Red Sea.

41And ye answered and said, We have sinned before the Lord our God; we will go up and fight according to all that the Lord our God has commanded us: and having taken every one his weapons of war, and being gathered together, ye went up to the mountain.

42And the Lord said to me, Tell them, Ye shall not go up, neither shall ye fight, for I am not with you; thus shall ye not be destroyed before your enemies.

43And I spoke to you, and ye did not hearken to me; and ye transgressed the commandment of the Lord; and ye forced your way and went up into the mountain.

44And the Amorite who dwelt in that mountain came out to meet you, and pursued you as bees do, and wounded you from Seir to Herma.

45And ye sat down and wept before the Lord our God, and the Lord hearkened not to your voice, neither did he take heed to you.

46And ye dwelt in Cades many days, as many days as ye dwelt [there].

Açıklamalar

  1. Ayet 1

    Grekçe metindeki "Aulon" kelimesi Masoretik metindeki "Arabah" (çöl/ova) kelimesinin Septuaginta çevirmenleri tarafından coğrafi bir yarık/vadi olarak yorumlanıp özel isimleştirilmesiyle oluşmuştur.

  2. Ayet 15

    Grekçe metindeki "grammatoeisagogeis" terimi, Helenistik dönem Mısır idari yapısında mahkeme kayıtlarını tutan ve yasal belgeleri düzenleyen resmi bürokratik sınıfa atıfta bulunur.

  3. Ayet 28

    Masoretik metinde geçen "Anaklılar" (Anakim) ifadesi, Septuaginta'da Grek mitolojisindeki devasa ve yarı tanrısal varlıkları tanımlayan "gigantes" (devler) kelimesiyle karşılanarak kültürel bir tercüme yapılmıştır.

  4. Ayet 31

    Grekçe metindeki "trophophoreo" (besleyip taşımak) eylemi, bazı LXX el yazmalarında "tropophoreo" (katlanmak/tahammül etmek) olarak geçer ve bu durum İsrail'in çöldeki isyanlarına Tanrı'nın gösterdiği sabrı vurgulayan teolojik bir varyant yaratır.