Septuaginta
1. Makkabeler 6
1Kral Antiokhos yukarı bölgelerde yol alırken, Pers ülkesindeki Elymais bölgesinde gümüş ve altın zenginliğiyle ünlü, şanlı bir kent olduğunu duydu.
2Oradaki tapınak da olağanüstü derecede zengindi; Grekler arasında ilk olarak krallık yapan Makedonyalı Filip oğlu Kral İskender'in orada bıraktığı altın kaplamalar, zırhlar ve silahlar bulunuyordu.
3Bu yüzden oraya gitti, kenti ele geçirip yağmalamak istedi; ancak bunu başaramadı, çünkü tasarısı kent halkı tarafından öğrenilmişti.
4Ona karşı savaşa durdular; o da kaçtı ve büyük bir kederle Babil'e dönmek üzere oradan ayrıldı.
5O henüz Pers ülkesindeyken, Yahuda topraklarına giden orduların bozguna uğratıldığı haberini getiren biri geldi.
6Lisias'ın güçlü bir orduyla ön saflarda ilerlediği ama onların önünden püskürtüldüğü, Yahudilerin ise yok ettikleri ordulardan aldıkları silahlar, güç ve bol miktarda ganimetle daha da güçlendikleri bildirildi.
7Ayrıca Yeruşalim'deki sunak üzerine diktiği iğrenç putperest nesneyi yıktıklarını, tapınağın çevresini eskisi gibi yüksek surlarla ve onun kenti olan Beytsur'u da surlarla çevirdiklerini haber verdiler.
8Kral bu sözleri duyunca dehşete düştü ve şiddetle sarsıldı; yatağına düşüp kederden hastalandı, çünkü işler umduğu gibi gitmemişti.
9Orada günlerce kaldı, çünkü üzerine büyük bir keder çökmüştü ve öleceğini anladı.
10Bütün dostlarını çağırıp onlara şöyle dedi: "Gözlerimden uyku kaçtı, kaygıdan ötürü yüreğim çöktü."
11Kendi kendime dedim ki: 'Nasıl bir sıkıntıya ve şimdi içinde bulunduğum ne büyük bir felaket dalgasına kapıldım! Oysa iktidarım döneminde cömert ve sevilen biriydim.'
12Ama şimdi Yeruşalim'de yaptığım kötülükleri, oradaki bütün altın ve gümüş kapları nasıl aldığımı ve Yahuda'da yaşayanları nedensiz yere yok etmek için nasıl buyruk gönderdiğimi hatırlıyorum.
13Bu kötülüklerin bu yüzden başıma geldiğini anlıyorum; işte, yabancı bir ülkede büyük bir keder içinde ölüp gidiyorum.
14Dostlarından Filip'i çağırıp onu bütün krallığının üzerine vekil atadı.
15Oğlu Antiokhos'u eğitip krallık yapması için yetiştirmesi amacıyla ona tacını, kraliyet giysisini ve mühür yüzüğünü verdi.
16Kral Antiokhos yüz kırk dokuzuncu yılda orada öldü.
17Lisias kralın öldüğünü öğrenince, çocukluğundan beri yetiştirdiği oğlu Antiokhos'u onun yerine kral ilan etti ve ona Eupator adını verdi.
18Bu sırada kaledekiler, tapınağın çevresindeki İsraillileri sıkıştırıyor, sürekli onlara zarar vermeye çalışıyor ve uluslara destek oluyorlardı.
19Yahuda onları ortadan kaldırmaya karar verdi ve onları kuşatmak için bütün halkı bir araya topladı.
20Yüz ellinci yılda bir araya gelip kaleyi kuşattılar; Yahuda onlara karşı fırlatma kuleleri ve savaş makineleri yaptı.
21Kuşatılanlardan bazıları kaleden kaçmayı başardı ve İsrail'deki bazı yasa tanımaz kişiler de onlara katıldı.
22Kralın yanına gidip şöyle dediler: "Daha ne kadar adaleti yerine getirmeyecek ve kardeşlerimizin öcünü almayacaksın?
23Biz babana hizmet etmeye, onun söylediklerine göre yürümeye ve buyruklarına uymaya razıydık.
24Bu yüzden halkımızın oğulları kaleyi kuşattılar ve bize yabancılaştılar; dahası, bizden yakaladıkları herkesi öldürüyorlar ve mirasımızı yağmalıyorlar.
25Sadece bize karşı değil, kendi sınırları içindeki herkese karşı el kaldırdılar.
26İşte bugün, Yeruşalim'deki kaleyi ele geçirmek için orayı kuşattılar; tapınağı ve Beytsur'u da surlarla tahkim ettiler.
27Eğer onların önüne hemen geçmezsen, bundan daha büyük işler yapacaklar ve o zaman onları durduramayacaksın."
28Kral bunu duyunca öfkelendi; bütün dostlarını, ordusunun komutanlarını ve süvari birliklerinin başındakileri topladı.
29Başka krallıklardan ve deniz adalarından da ona paralı askerlerden oluşan ordular geldi.
30Ordusunun sayısı yüz bin yaya asker, yirmi bin süvari ve savaş eğitimi almış otuz iki filden oluşuyordu.
31İdumea üzerinden geçip Beytsur karşısında ordugah kurdular; günlerce savaşıp kuşatma makineleri yaptılar. Ama Beytsur halkı kaleden çıkıp makineleri ateşe verdi ve yiğitçe savaştı.
32Bunun üzerine Yahuda kaleden ayrıldı ve kralın ordugahının karşısındaki Beytzekarya'da ordugah kurdu.
33Kral sabah çok erken kalktı ve ordusunu büyük bir hızla Beytzekarya yoluna doğru harekete geçirdi; ordular savaş düzeni aldı ve borazanlar çalındı.
34Filleri savaşa kışkırtmak için onlara üzüm ve dut kanı gösterdiler.
35Hayvanları bölüklere ayırdılar; her filin yanına zincir zırh giymiş ve başlarına tunç miğferler takmış bin yaya asker ile her hayvan için seçilmiş beş yüz süvari yerleştirdiler.
36Bunlar her an hazır bekler, hayvan nereye giderse onunla birlikte gider ve yanından hiç ayrılmazlardı.
37Her filin üzerinde, onu koruyan ve özel düzeneklerle hayvana sıkıca bağlanmış sağlam ahşap kuleler vardı; her kulenin içinde savaşan otuz iki güçlü asker ve filin Hintli sürücüsü bulunuyordu.
38Geri kalan süvarileri ise ordugahın iki yanına yerleştirdiler; bunlar vadilerde düşmanı taciz ediyor ve kendi saflarını koruyorlardı.
39Güneş altın ve tunç kalkanların üzerine vurunca, dağlar onlardan yansıyan ışıkla parıldadı ve alev alev yanan meşaleler gibi ışık saçtı.
40Kralın ordusunun bir kısmı yüksek dağlara, bir kısmı ise aşağıdaki vadilere yayıldı; güvenli ve düzenli bir biçimde ilerliyorlardı.
41Kalabalığın sesini, yürüyüş gürültüsünü ve silahların çatışmasını duyan herkes sarsıldı; çünkü ordu son derece büyük ve güçlüydü.
42Yahuda ve ordusu savaş düzeni alarak yaklaştı ve kralın ordusundan altı yüz adam öldü.
43Avaran lakaplı Eleazar, hayvanlardan birinin kraliyet zırhıyla donatıldığını ve diğer tüm hayvanlardan daha yüksek olduğunu gördü; kralın onun üzerinde olduğunu düşündü.
44Halkını kurtarmak ve kendisine sonsuz bir ad kazanmak için canını feda etmeye karar verdi.
45Cesaretle bölüğün ortasına, hayvana doğru koştu; sağa sola ölüm saçarak ilerledi ve düşman askerleri onun önünden iki yana açıldı.
46Filin altına girip onu alttan bıçaklayarak öldürdü; fil onun üzerine yıkıldı ve Eleazar orada öldü.
47Yahudiler kralın gücünü ve ordularının şiddetli saldırısını görünce onlardan geri çekildiler.
48Kralın ordusundan olanlar ise onlarla karşılaşmak için Yeruşalim'e doğru çıktılar; kral Yahuda'ya ve Siyon Dağı'na karşı ordugah kurdu.
49Beytsur halkıyla barış yaptı; onlar da kentten çıktılar, çünkü toprak için Şabat yılı olduğundan kuşatma altında kalacak yiyecekleri yoktu.
50Kral Beytsur'u ele geçirdi ve orayı korumak için bir garnizon yerleştirdi.
51Tapınağı günlerce kuşattı; oraya fırlatma kuleleri, makineler, ateş fırlatıcılar, taş fırlatıcılar, ok atmak için akrepler ve sapanlar yerleştirdi.
52Yahudiler de onların makinelerine karşı kendi makinelerini yaptılar ve günlerce savaştılar.
53Ancak yedinci yıl olduğu için ambarlarda yiyecek kalmamıştı; ulusların elinden kurtulup Yahuda'ya sığınanlar da depolanan yiyeceklerin geri kalanını tüketmişlerdi.
54Tapınakta sadece birkaç adam kalmıştı, çünkü kıtlık onlara üstün gelmişti; bu yüzden herkes kendi yerine dağıldı.
55Lisias, Kral Antiokhos'un henüz hayattayken oğlu Antiokhos'u kral olarak yetiştirmesi için atadığı Filip'in,
56Pers ülkesinden ve Medya'dan, kralın kendisiyle giden ordularıyla birlikte döndüğünü ve devlet işlerinin yönetimini ele geçirmek istediğini duydu.
57Bu yüzden aceleyle gitmek üzere yola çıktı; krala, ordunun komutanlarına ve askerlere şöyle dedi: "Her geçen gün zayıflıyoruz, yiyeceğimiz az kaldı, kuşattığımız yer çok sağlam ve krallığın işleri üzerimize yükleniyor.
58Şimdi bu insanlara barış elini uzatalım, onlarla ve tüm uluslarıyla barış yapalım.
59Eskisi gibi kendi yasalarına göre yaşamalarına izin verelim; çünkü onların yasalarını ortadan kaldırdığımız için öfkelendiler ve bütün bunları yaptılar."
60Bu söz kralın ve önderlerin hoşuna gitti; onlara barış teklif etmek üzere elçiler gönderdi, onlar da bunu kabul ettiler.
61Kral ve önderler onlara ant içtiler; bunun üzerine Yahudiler kaleden çıktılar.
62Ancak kral Siyon Dağı'na girip oranın ne kadar müstahkem olduğunu görünce, ettiği andı bozdu ve çevredeki surların yıkılmasını buyurdu.
63Sonra aceleyle oradan ayrılıp Antakya'ya döndü; kentin Filip'in denetiminde olduğunu gördü. Ona karşı savaştı ve kenti zorla ele geçirdi.
1ΚΑΙ ὁ βασιλεὺς ᾿Αντίοχος διεπορεύετο τὰς ἐπάνω χώρας καὶ ἤκουσεν ὅτι ἐστὶν ᾿Ελυμαΐς ἐν τῇ Περσίδι πόλις ἔνδοξος πλούτῳ ἀργυρίῳ τε καὶ χρυσίῳ·
2καὶ τὸ ἱερὸν τὸ ἐν αὐτῇ πλούσιον σφόδρα, καὶ ἐκεῖ καλύμματα χρυσᾶ καὶ θώρακες καὶ ὅπλα, ἃ κατέλιπεν ἐκεῖ ᾿Αλέξανδρος ὁ Φιλίππου βασιλεὺς ὁ Μακεδών, ὃς ἐβασίλευσε πρῶτος ἐν τοῖς ῞Ελλησι.
3καὶ ἦλθε καὶ ἐζήτει καταλαβέσθαι τὴν πόλιν καὶ προνομεῦσαι αὐτήν, καὶ οὐκ ἠδυνάσθη, ὅτι ἐγνώσθη ὁ λόγος τοῖς ἐκ τῆς πόλεως,
4καὶ ἀντέστησαν αὐτῷ εἰς πόλεμον, καὶ ἔφυγε καὶ ἀπῇρεν ἐκεῖθεν μετὰ λύπης μεγάλης ἀποστρέψαι εἰς Βαβυλῶνα.
5καὶ ἦλθεν ἀπαγγέλλων τις αὐτῷ εἰς τὴν Περσίδα ὅτι τετρόπωνται αἱ παρεμβολαὶ αἱ πορευθεῖσαι εἰς γῆν ᾿Ιούδα,
6καὶ ἐπορεύθη Λυσίας δυνάμει ἰσχυρᾷ ἐν πρώτοις καὶ ἐνετράπη ἀπὸ προσώπου αὐτῶν, καὶ ἐπίσχυσαν ὅπλοις καὶ δυνάμει καὶ σκύλοις πολλοῖς, οἷς ἔλαβον ἀπὸ τῶν παρεμβολῶν, ὧν ἐξέκοψαν,
7καὶ κα θεῖλον τὸ βδέλυγμα, ὃ ᾠκοδόμησεν ἐπὶ τὸ θυσιαστήριον τὸ ἐν ῾Ιερουσαλήμ, καὶ τὸ ἁγίασμα καθὼς τὸ πρότερον ἐκύκλωσαν τείχεσιν ὑψηλοῖς καὶ τὴν Βαιθσούραν πόλιν αὐτοῦ.
8καὶ ἐγένετο ὡς ἤκουσεν ὁ βασιλεὺς τοὺς λόγους τούτους, ἐθαμβήθη καὶ ἐσαλεύθη σφόδρα καὶ ἔπεσεν ἐπὶ τὴν κοίτην καὶ ἐνέπεσεν εἰς ἀρρωστίαν ἀπὸ τῆς λύπης, ὅτι οὐκ ἐγένετο αὐτῷ καθὼς ἐνεθυμεῖτο.
9καὶ ἦν ἐκεῖ ἡμέρας πλείους, ὅτι ἀνεκαινίσθη ἐπ᾿ αὐτὸν λύπη μεγάλη, καὶ ἐλογίσατο ὅτι ἀποθνήσκει.
10καὶ ἐκάλεσε πάντας τοὺς φίλους αὐτοῦ καὶ εἶπε πρὸς αὐτούς· ἀφίσταται ὁ ὕπνος ἀπὸ τῶν ὀφθαλμῶν μου, καὶ συμπέπτωκα τῇ καρδίᾳ ἀπὸ τῆς μερίμνης,
11καὶ εἶπα τῇ καρδίᾳ μου· ἕως τίνος θλίψεως ἦλθον καὶ κλύδωνος μεγάλου, ἐν ᾧ νῦν εἰμι; ὅτι χρηστὸς καὶ ἀγαπώμενος ἤμην ἐν τῇ ἐξουσίᾳ μου,
12νῦν δὲ μιμνήσκομαι τῶν κακῶν, ὧν ἐποίησα ἐν ῾Ιερουσαλὴμ καὶ ἔλαβον πάντα τὰ σκεύη τὰ χρυσᾶ καὶ τὰ ἀργυρᾶ τὰ ἐν αὐτῇ καὶ ἐξαπέστειλα ἐξᾶραι τοὺς κατοικοῦντας ᾿Ιούδα διακενῆς.
13ἔγνων οὖν ὅτι χάριν τούτων εὗρόν με τὰ κακὰ ταῦτα· καὶ ἰδοὺ ἀπόλλυμαι λύπῃ μεγάλῃ ἐν γῇ ἀλλοτρίᾳ.
14καὶ ἐκάλεσε Φίλιππον ἕνα τῶν φίλων αὐτοῦ καὶ κατέστησεν αὐτὸν ἐπὶ πάσης τῆς βασιλείας αὐτοῦ·
15καὶ ἔδωκεν αὐτῷ τὸ διάδημα καὶ τὴν στολὴν αὐτοῦ καὶ τὸν δακτύλιον τοῦ ἀγαγεῖν ᾿Αντίοχον τὸν υἱὸν αὐτοῦ καὶ ἐκθρέψαι αὐτὸν τοῦ βασιλεύειν.
16καὶ ἀπέθανεν ἐκεῖ ᾿Αντίοχος ὁ βασιλεὺς ἔτους ἐνάτου καὶ τεσσαρακοστοῦ καὶ ἑκατοστοῦ.
17καὶ ἐπέγνω Λυσίας ὅτι τέθνηκεν ὁ βασιλεύς, καὶ κατέστησε βασιλεύειν ᾿Αντίοχον τὸν υἱὸν αὐτοῦ ἀντ᾿ αὐτοῦ, ὃν ἐξέθρεψε νεώτερον, καὶ ἐκάλεσε τὸ ὄνομα αὐτοῦ Εὐπάτορα.
18Καὶ οἱ ἐκ τῆς ἄκρας ἦσαν συγκλείοντες τὸν ᾿Ισραὴλ κύκλῳ τῶν ἁγίων καὶ ζητοῦντες τὰ κακὰ δι᾿ ὅλου καὶ στήριγμα τοῖς ἔθνεσι.
19καὶ ἐλογίσατο ᾿Ιούδας ἐξᾶραι αὐτοὺς καὶ ἐξεκκλησίασε πάντα τὸν λαὸν τοῦ περικαθίσαι ἐπ᾿ αὐτούς·
20καὶ συνήχθησαν ἅμα καὶ περιεκάθισαν ἐπ᾿ αὐτοὺς ἔτους πεντηκοστοῦ καὶ ἑκατοστοῦ, καὶ ἐποίησεν ἐπ᾿ αὐτοὺς βελοστάσεις καὶ μηχανάς.
21καὶ ἐξῆλθον ἐξ αὐτῶν ἐκ τοῦ συγκλεισμοῦ, καὶ ἐκολλήθησαν αὐτοῖς τινες τῶν ἀσεβῶν ἐξ ᾿Ισραήλ,
22καὶ ἐπορεύθησαν πρὸς τὸν βασιλέα καὶ εἶπον· ἕως πότε οὐ ποιήσῃ κρίσιν καὶ ἐκδικήσεις τοὺς ἀδελφοὺς ἡμῶν;
23ἡμεῖς εὐδοκοῦμεν δουλεύειν τῷ πατρί σου καὶ πορεύεσθαι τοῖς ὑπ᾿ αὐτοῦ λεγομένοις καὶ κατακολουθεῖν τοῖς προστάγμασιν αὐτοῦ.
24καὶ περικάθηνται εἰς τὴν ἄκραν υἱοὶ τοῦ λαοῦ ἡμῶν χάριν τούτου καὶ ἀλλοτριοῦνται ἀφ᾿ ἡμῶν· πλὴν ὅσοι εὑρίσκοντο ἀφ᾿ ἡμῶν ἐθανατοῦντο καὶ αἱ κληρονομίαι ἡμῶν διηρπάζοντο.
25καὶ οὐκ ἐφ᾿ ἡμᾶς μόνον ἐξέτειναν χεῖρα, ἀλλὰ καὶ ἐπὶ πάντα τὰ ὅρια αὐτῶν·
26καὶ ἰδοὺ παρεμβεβλήκασι σήμερον ἐπὶ τὴν ἄκραν ἐν ῾Ιερουσαλὴμ τοῦ καταλαβέσθαι αὐτήν· καὶ τὸ ἁγίασμα καὶ τὴν Βαιθσούραν ὠχύρωσαν,
27καὶ ἐὰν μὴ προκαταλάβῃ αὐτοὺς διὰ τάχους, μείζονα τούτων ποιήσουσι, καὶ ἰδοὺ δυνήσῃ τοῦ κατασχεῖν αὐτῶν.
28Καὶ ὠργίσθη ὁ βασιλεὺς ὅτε ἤκουσε, καὶ συνήγαγε πάντας τοὺς φίλους αὐτοῦ καὶ τοὺς ἄρχοντας τῆς δυνάμεως αὐτοῦ καὶ τοὺς ἐπὶ τῶν ἡνιῶν·
29καὶ ἀπὸ βασιλειῶν ἑτέρων καὶ ἀπὸ νήσων θαλασσῶν ἦλθον πρὸς αὐτὸν δυνάμεις μισθωταί.
30καὶ ἦν ὁ ἀριθμὸς τῶν δυνάμεων αὐτοῦ ἑκατὸν χιλιάδες τῶν πεζῶν καὶ εἴκοσι χιλιάδες ἵππων καὶ ἐλέφαντες δύο καὶ τριάκοντα εἰδότες πόλεμον.
31καὶ ἤλθοσαν διὰ τῆς ᾿Ιδουμαίας καὶ παρενεβάλοσαν ἐπὶ Βαιθσούραν καὶ ἐπολέμησαν ἡμέρας πολλὰς καὶ ἐποίησαν μηχανάς· καὶ ἐξῆλθον καὶ ἐνεπύρισαν αὐτὰς ἐν πυρὶ καὶ ἐπολέμησαν ἀνδρωδῶς.
32καὶ ἀπῇρεν ᾿Ιούδας ἀπὸ τῆς ἄκρας καὶ παρενέβαλεν εἰς Βαιθζαχαρία ἀπέναντι τῆς παρεμβολῆς τοῦ βασιλέως.
33καὶ ὤρθρισεν ὁ βασιλεὺς τὸ πρωΐ καὶ ἀπῇρε τὴν παρεμβολὴν ἐν ὁρμήματι αὐτῆς κατὰ τὴν ὁδὸν Βαιθζαχαρία, καὶ διεσκευάσθησαν αἱ δυνάμεις εἰς τὸν πόλεμον καὶ ἐσάλπισαν ταῖς σάλπιγξι.
34καὶ τοῖς ἐλέφασιν ἔδειξαν αἷμα σταφυλῆς καὶ μόρων τοῦ παραστῆσαι αὐτοὺς εἰς τὸν πόλεμον.
35καὶ διεῖλον τὰ θηρία εἰς τὰς φάλαγγας καὶ παρέστησαν ἑκάστῳ ἐλέφαντι χιλίους ἄνδρας τεθωρακισμένους ἐν ἁλυσιδωτοῖς, καὶ περικεφαλαῖαι χαλκαῖ ἐπὶ τῶν κεφαλῶν αὐτῶν, καὶ πεντακόσιοι ἵπποι διατεταγμένοι ἑκάστῳ θηρίῳ ἐκλελεγμένοι·
36οὗτοι πρὸ καιροῦ, οὗ ἐὰν ἦν τὸ θηρίον ἦσαν καὶ οὗ ἐὰν ἐπορεύετο ἐπορεύοντο ἅμα, οὐκ ἀφίσταντο ἀπ᾿ αὐτοῦ.
37καὶ πύργοι ξύλινοι ἐπ᾿ αὐτοὺς ὀχυροὶ σκεπαζόμενοι ἐφ᾿ ἑκάστου θηρίου ἐζωσμένοι ἐπ᾿ αὐτοῦ μηχαναῖς, καὶ ἐφ᾿ ἑκάστου ἄνδρες δυνάμεως δύο καὶ τριάκοντα οἱ πολεμοῦντες ἐπ᾿ αὐτοῖς καὶ ὁ ᾿Ινδὸς αὐτοῦ.
38καὶ τὴν ἐπίλοιπον ἵππον ἔνθεν καὶ ἔνθεν ἔστησαν ἐπὶ τὰ δύο μέρη τῆς παρεμβολῆς κατασείοντες καὶ καταφρασσόμενοι ἐν ταῖς φάραγξιν.
39ὡς δὲ ἔστιλβεν ὁ ἥλιος ἐπὶ τὰς χρυσᾶς καὶ χαλκᾶς ἀσπίδας, ἔστιλβε τὰ ὄρη ἀπ᾿ αὐτῶν καὶ κατηύγαζεν ὡς λαμπάδες πυρός.
40καὶ ἐξετάθη μέρος τι τῆς παρεμβολῆς τοῦ βασιλέως ἐπὶ τὰ ὑψηλὰ ὄρη καί τινες ἐπὶ τὰ ταπεινά· καὶ ἤρχοντο ἀσφαλῶς καὶ τεταγμένως.
41καὶ ἐσαλεύοντο πάντες οἱ ἀκούοντες φωνῆς πλήθους αὐτῶν καὶ ὁδοιπορίας τοῦ πλήθους καὶ συγκρουσμοῦ τῶν ὅπλων· ἦν γὰρ ἡ παρεμβολὴ μεγάλη σφόδρα καὶ ἰσχυρά.
42καὶ ἤγγισεν ᾿Ιούδας καὶ ἡ παρεμβολὴ αὐτοῦ εἰς παράταξιν, καὶ ἔπεσον ἀπὸ τῆς παρεμβολῆς τοῦ βασιλέως ἑξακόσιοι ἄνδρες.
43καὶ εἶδεν ᾿Ελεάζαρ ὁ Αὐαρὰν ἓν τῶν θηρίων τεθωρακισμένον θώρακι βασιλικῷ, καὶ ἦν ὑπεράγον πάντα τὰ θηρία, καὶ ᾠήθη ὅτι ἐν αὐτῷ ἐστιν ὁ βασιλεύς.
44καὶ ἔδωκεν ἑαυτὸν τοῦ σῶσαι τὸν λαὸν αὐτοῦ καὶ περιποιῆσαι ἑαυτῷ ὄνομα αἰώνιον·
45καὶ ἐπέδραμεν αὐτῷ θράσει εἰς μέσον τῆς φάλαγγος καὶ ἐθανάτου δεξιὰ καὶ εὐώνυμα, καὶ ἐσχίζοντο ἀπ᾿ αὐτοῦ ἔνθα καὶ ἔνθα·
46καὶ εἰσέδυ ὑπὸ τὸν ἐλέφαντα καὶ ὑπέθεκεν αὐτῷ καὶ ἀνεῖλεν αὐτόν, καὶ ἔπεσεν ἐπὶ τὴν γῆν ἐπάνω αὐτοῦ, καὶ ἀπέθανεν ἐκεῖ.
47καὶ εἶδον τὴν ἰσχὺν τῆς βασιλείας καὶ τὸ ὅρμημα τῶν δυνάμεων, καὶ ἐξέκλιναν ἀπ᾿ αὐτῶν.
48οἱ δὲ ἐκ τῆς παρεμβολῆς τοῦ βασιλέως ἀνέβαινον εἰς συνάντησιν αὐτῶν εἰς ῾Ιερουσαλήμ, καὶ παρενέβαλεν ὁ βασιλεὺς εἰς τὴν ᾿Ιουδαίαν καὶ εἰς τὸ ὄρος Σιών.
49καὶ ἐποίησεν εἰρήνην μετὰ τῶν ἐκ Βαιθσούρων, καὶ ἐξῆλθον ἐκ τῆς πόλεως, ὅτι οὐκ ἦν αὐτοῖς ἐκεῖ διατροφὴ τοῦ συγκεκλεῖσθαι ἐν αὐτῇ, ὅτι σάββατον ἦν τῇ γῇ·
50καὶ κατελάβετο βασιλεὺς τὴν Βαιθσούραν, καὶ ἀπέταξεν ἐκεῖ φρουρὰν τηρεῖν αὐτήν.
51καὶ παρενέβαλεν ἐπὶ τὸ ἁγίασμα ἡμέρας πολλὰς καὶ ἔστησεν ἐκεῖ βελοστάσεις καὶ μηχανὰς καὶ πυροβόλα καὶ λιθόβολα καὶ σκορπίδια εἰς τὸ βάλλεσθαι βέλη καὶ σφενδόνας.
52καὶ ἐποίησαν καὶ αὐτοὶ μηχανὰς πρὸς τὰς μηχανὰς αὐτῶν καὶ ἐπολέμησαν ἡμέρας πολλάς.
53βρώματα δὲ οὐκ ἦν ἐν τοῖς ἀγγείοις διὰ τὸ ἕβδομον ἔτος εἶναι, καὶ οἱ ἀνασῳζόμενοι εἰς τὴν ᾿Ιουδαίαν ἀπὸ τῶν ἐθνῶν κατέφαγον τὸ ὑπόλειμμα τῆς παραθέσεως.
54καὶ ὑπελείφθησαν ἐν τοῖς ἁγίοις ἄνδρες ὀλίγοι, ὅτι κατεκράτησεν αὐτῶν ὁ λιμός, καὶ ἐσκορπίσθησαν ἕκαστος εἰς τὸν τόπον αὐτοῦ.
55Καὶ ἤκουσε Λυσίας ὅτι Φίλιππος, ὃν κατέστησεν ὁ βασιλεὺς ᾿Αντίοχος ἔτι ζῶν ἐκθρέψαι ᾿Αντίοχον τὸν υἱὸν αὐτοῦ εἰς τὸ βασιλεῦσαι αὐτόν,
56ἀπέστρεψεν ἀπὸ τῆς Περσίδος καὶ Μηδίας καὶ αἱ δυνάμεις αἱ πορευθεῖσαι τοῦ βασιλέως μετ᾿ αὐτοῦ, καὶ ὅτι ζητεῖ παραλαβεῖν τὰ πράγματα.
57καὶ κατέσπευδε τοῦ ἀπελθεῖν καὶ εἰπεῖν πρὸς τὸν βασιλέα καὶ τοὺς ἡγεμόνας τῆς δυνάμεως καὶ τοὺς ἄνδρας· ἐκλείπομεν καθ᾿ ἡμέραν, καὶ ἡ τροφὴ ἡμῖν ὀλίγη, καὶ ὁ τόπος οὗ παρεμβάλλομέν ἐστιν ὀχυρός, καὶ ἐπίκειται ἡμῖν τὰ τῆς βασιλείας·
58νῦν οὖν δῶμεν δεξιὰν τοῖς ἀνθρώποις τούτοις καὶ ποιήσωμεν μετ᾿ αὐτῶν εἰρήνην καὶ μετὰ παντὸς ἔθνους αὐτῶν
59καὶ στήσωμεν αὐτοῖς τοῦ πορεύεσθαι τοῖς νομίμοις αὐτῶν, ὡς τὸ πρότερον· χάριν γὰρ τῶν νομίμων αὐτῶν, ὧν διεσκεδάσαμεν, ὠργίσθησαν καὶ ἐποίησαν ταῦτα πάντα.
60καὶ ἤρεσεν ὁ λόγος ἐναντίον τοῦ βασιλέως καὶ τῶν ἀρχόντων, καὶ ἀπέστειλε πρὸς αὐτοὺς εἰρηνεῦσαι, καὶ ἐπεδέξαντο.
61καὶ ὤμοσεν αὐτοῖς ὁ βασιλεὺς καὶ οἱ ἄρχοντες· ἐπὶ τούτοις ἐξῆλθον ἐκ τοῦ ὀχυρώματος.
62καὶ εἰσῆλθεν ὁ βασιλεὺς εἰς τὸ ὄρος Σιὼν καὶ εἶδε τὸ ὀχύρωμα τοῦ τόπου καὶ ἠθέτησε τὸν ὁρκισμόν, ὃν ὤμοσε, καὶ ἐνετείλατο καθελεῖν τὸ τεῖχος κυκλόθεν.
63καὶ ἀπῇρε κατὰ σπουδὴν καὶ ἀπέστρεψεν εἰς ᾿Αντιόχειαν καὶ εὗρε Φίλιππον κυριεύοντα τῆς πόλεως καὶ ἐπολέμησε πρὸς αὐτόν, καὶ κατελάβετο τὴν πόλιν βίᾳ.
1About that time king Antiochus travelling through the high countries heard say, that Elymais in the country of Persia was a city greatly renowned for riches, silver, and gold;
2And that there was in it a very rich temple, wherein were coverings of gold, and breastplates, and shields, which Alexander, son of Philip, the Macedonian king, who reigned first among the Grecians, had left there.
3Wherefore he came and sought to take the city, and to spoil it; but he was not able, because they of the city, having had warning thereof,
4Rose up against him in battle: so he fled, and departed thence with great heaviness, and returned to Babylon.
5Moreover there came one who brought him tidings into Persia, that the armies, which went against the land of Judea, were put to flight:
6And that Lysias, who went forth first with a great power was driven away of the Jews; and that they were made strong by the armour, and power, and store of spoils, which they had gotten of the armies, whom they had destroyed:
7Also that they had pulled down the abomination, which he had set up upon the altar in Jerusalem, and that they had compassed about the sanctuary with high walls, as before, and his city Bethsura.
8Now when the king heard these words, he was astonished and sore moved: whereupon he laid him down upon his bed, and fell sick for grief, because it had not befallen him as he looked for.
9And there he continued many days: for his grief was ever more and more, and he made account that he should die.
10Wherefore he called for all his friends, and said unto them, The sleep is gone from mine eyes, and my heart faileth for very care.
11And I thought with myself, Into what tribulation am I come, and how great a flood of misery is it, wherein now I am! for I was bountiful and beloved in my power.
12But now I remember the evils that I did at Jerusalem, and that I took all the vessels of gold and silver that were therein, and sent to destroy the inhabitants of Judea without a cause.
13I perceive therefore that for this cause these troubles are come upon me, and, behold, I perish through great grief in a strange land.
14Then called he for Philip, one of his friends, who he made ruler over all his realm,
15And gave him the crown, and his robe, and his signet, to the end he should bring up his son Antiochus, and nourish him up for the kingdom.
16So king Antiochus died there in the hundred forty and ninth year.
17Now when Lysias knew that the king was dead, he set up Antiochus his son, whom he had brought up being young, to reign in his stead, and his name he called Eupator.
18About this time they that were in the tower shut up the Israelites round about the sanctuary, and sought always their hurt, and the strengthening of the heathen.
19Wherefore Judas, purposing to destroy them, called all the people together to besiege them.
20So they came together, and besieged them in the hundred and fiftieth year, and he made mounts for shot against them, and other engines.
21Howbeit certain of them that were besieged got forth, unto whom some ungodly men of Israel joined themselves:
22And they went unto the king, and said, How long will it be ere thou execute judgment, and avenge our brethren?
23We have been willing to serve thy father, and to do as he would have us, and to obey his commandments;
24For which cause they of our nation besiege the tower, and are alienated from us: moreover as many of us as they could light on they slew, and spoiled our inheritance.
25Neither have they stretched out their hand against us only, but also against their borders.
26And, behold, this day are they besieging the tower at Jerusalem, to take it: the sanctuary also and Bethsura have they fortified.
27Wherefore if thou dost not prevent them quickly, they will do the greater things than these, neither shalt thou be able to rule them.
28Now when the king heard this, he was angry, and gathered together all his friends, and the captains of his army, and those that had charge of the horse.
29There came also unto him from other kingdoms, and from isles of the sea, bands of hired soldiers.
30So that the number of his army was an hundred thousand footmen, and twenty thousand horsemen, and two and thirty elephants exercised in battle.
31These went through Idumea, and pitched against Bethsura, which they assaulted many days, making engines of war; but they of Bethsura came out, and burned them with fire, and fought valiantly.
32Upon this Judas removed from the tower, and pitched in Bathzacharias, over against the king’s camp.
33Then the king rising very early marched fiercely with his host toward Bathzacharias, where his armies made them ready to battle, and sounded the trumpets.
34And to the end they might provoke the elephants to fight, they shewed them the blood of grapes and mulberries.
35Moreover they divided the beasts among the armies, and for every elephant they appointed a thousand men, armed with coats of mail, and with helmets of brass on their heads; and beside this, for every beast were ordained five hundred horsemen of the best.
36These were ready at every occasion: wheresoever the beast was, and whithersoever the beast went, they went also, neither departed they from him.
37And upon the beasts were there strong towers of wood, which covered every one of them, and were girt fast unto them with devices: there were also upon every one two and thirty strong men, that fought upon them, beside the Indian that ruled him.
38As for the remnant of the horsemen, they set them on this side and that side at the two parts of the host giving them signs what to do, and being harnessed all over amidst the ranks.
39Now when the sun shone upon the shields of gold and brass, the mountains glistered therewith, and shined like lamps of fire.
40So part of the king’s army being spread upon the high mountains, and part on the valleys below, they marched on safely and in order.
41Wherefore all that heard the noise of their multitude, and the marching of the company, and the rattling of the harness, were moved: for the army was very great and mighty.
42Then Judas and his host drew near, and entered into battle, and there were slain of the king’s army six hundred men.
43Eleazar also, surnamed Savaran, perceiving that one of the beasts, armed with royal harness, was higher than all the rest, and supposing that the king was upon him,
44Put himself in jeopardy, to the end he might deliver his people, and get him a perpetual name:
45Wherefore he ran upon him courageously through the midst of the battle, slaying on the right hand and on the left, so that they were divided from him on both sides.
46Which done, he crept under the elephant, and thrust him under, and slew him: whereupon the elephant fell down upon him, and there he died.
47Howbeit the rest of the Jews seeing the strength of the king, and the violence of his forces, turned away from them.
48Then the king’s army went up to Jerusalem to meet them, and the king pitched his tents against Judea, and against mount Sion.
49But with them that were in Bethsura he made peace: for they came out of the city, because they had no victuals there to endure the siege, it being a year of rest to the land.
50So the king took Bethsura, and set a garrison there to keep it.
51As for the sanctuary, he besieged it many days: and set there artillery with engines and instruments to cast fire and stones, and pieces to cast darts and slings.
52Whereupon they also made engines against their engines, and held them battle a long season.
53Yet at the last, their vessels being without victuals, (for that it was the seventh year, and they in Judea that were delivered from the Gentiles, had eaten up the residue of the store;)
54There were but a few left in the sanctuary, because the famine did so prevail against them, that they were fain to disperse themselves, every man to his own place.
55At that time Lysias heard say, that Philip, whom Antiochus the king, whiles he lived, had appointed to bring up his son Antiochus, that he might be king,
56Was returned out of Persia and Media, and the king’s host also that went with him, and that he sought to take unto him the ruling of the affairs.
57Wherefore he went in all haste, and said to the king and the captains of the host and the company, We decay daily, and our victuals are but small, and the place we lay siege unto is strong, and the affairs of the kingdom lie upon us:
58Now therefore let us be friends with these men, and make peace with them, and with all their nation;
59And covenant with them, that they shall live after their laws, as they did before: for they are therefore displeased, and have done all these things, because we abolished their laws.
60So the king and the princes were content: wherefore he sent unto them to make peace; and they accepted thereof.
61Also the king and the princes made an oath unto them: whereupon they went out of the strong hold.
62Then the king entered into mount Sion; but when he saw the strength of the place, he broke his oath that he had made, and gave commandment to pull down the wall round about.
63Afterward departed he in all haste, and returned unto Antiochia, where he found Philip to be master of the city: so he fought against him, and took the city by force.
Açıklamalar
- Ayet 1
Elymais antik Grek coğrafya yazımında güneybatı İran'daki Elam bölgesini tanımlar, Masoretik/İbrani metin geleneklerinde de bu bölge Elam olarak geçer ancak Grekçe metinde bir şehir gibi tasvir edilmiştir.
- Ayet 34
Fillere üzüm ve dut kanı gösterilmesi antik Helenistik savaş taktiklerinde hayvanları kan görerek hırçınlaştırmak ve savaşa hazırlamak için uygulanan psikolojik bir yöntemdir.
- Ayet 49
Şabat yılı Tevrat yasalarına göre her yedi yılda bir toprağın nadasa bırakılması ve tarımsal üretimin yapılmaması kuralıdır, bu durum kuşatma altındaki Yahudilerin gıda stoklarının tükenmesinde belirleyici olmuştur.
- Ayet 58
Sağ el vermek antik Helenistik ve Yakın Doğu kültürlerinde resmi bir barış, müttefiklik ve sadakat antlaşması ritüelidir.